Mustafa Kemal Filistin muharabelerinde kimseye haber vermeden geri çekildi iddiasına reddiye

Mustafa Kemal’in Nablus/Megiddo Muharebesi (Filistin Cephesi) ‘nden kimseye sormadan ricat (geri çekilme) iddiasına reddiye.

Bu iddianın sahibi yazımızın ileriki aşamalarında anlayacağınız üzere Cevat Rıfat adında bir Atatürk düşmanıdır. Kimdir ve iddiası tam olarak nedir yazımızda göreceksiniz. Öncesinde Mustafa Kemal’in ikince kez cepheye atanması olayı ile birlikte cephenin durumunu ve İngiliz-Türk cephe güçlerini karşılaştırmalı olarak anlatmak gerekiyor. Bu yazımızda baştan söylemekte fayda var ki; sadece iddia bazlı gideceğiz, bu sebeple ana odağımız Nablus/Megiddo muharebesi olacaktır. Mustafa Kemal’in ikinci kez atandığı bölgede neler yaşandı ve muharebe nasıl cereyan etti bunları anlatacağız. 

Mustafa Kemal cepheye gittiğinde neyle karşılaşmıştı:

Nablus karargahında ikinci defa 7. ordu komutanıyım. İlk işim, çok üzücü ve yorucu seyahatlerle cepheyi dolaşmak ve vaziyeti tetkik etmek oldu. Bu teftiş neticesindeki kanaatim şuydu ki; her şey bitmiştir, yakın felakete mani olmak için esaslı tedbir bulmak müşküldü.

Düşününüz, yüzlerce kilometre uzunluğunda bir cephe üzerinde üç ordu vardı, [yalnız] isimleri ordu; [bunlar] zayıf, dağınık birtakım kuvvetler […] Daha İstanbul’dan hareketten evvel düşündüğüm şey, bu şekilden çıkmak ve gerçeğe dönmekti. Yani bütün bu kuvvetlerle yoğun bir kitle, ufak da olsa kıymetli bir kitle halinde tek bir ordu teşkil etmeliydi. Ve madem ki ben buraya memur ediliyordum, kendime tam bir güvenle lazım gelenlere daha evvel, İstanbul’dan hareketimden evvel bildirdim ki, bu kuvvet benim emrime verilmelidir. Bu yoldaki tekliflerim gülümsemeyle karşılandı.

Biliyorsunuz ki ben Karlsbad’dan tamamen iyi olarak gelmiş değildim. İstanbul’a vardıktan sonra gerek orada gerek karargâha kadar seyahatimde çektiğim üzüntüler ve bilhassa cephenin çok sıkı ve az zamanda teftişi yüzünden tekrar rahatsız olmuştum… [1]

Nitekim Mustafa Kemal 11 Eylül 1918 tarihinde Nablusa geldiğinde Doktor Rasim Ferit Atalay’a bir mektup gönderiyor bu mektubun içeriği aynen şöyledir: 

DOKTOR RASİM FERİT (TALAY)’A MEKTUP

(11 EYLÜL 1918)

11 Ağustos 1918, Nablus

Kardeşim Rasim Ferit.

Nablus’a geldim. Suriye’yi baştan başa bir daha etüt ettim, muharebe hatlarını baştan başa gezdim. Kumandan, subay, erlerimizi gördüm. Gözlemlerimin sonuçları şöyle özetlenebilir: Suriye genellikle acınacak duruma gelmiştir. Vali yok, kumandan yok, İngiliz propagandası çok. İngiliz gizli teşkilatı her tarafta faaliyet halinde, halk hükümetten nefret ediyor, bir an evvel İngilizlerin gelmesini bekliyor. Düşman, birlikler ve vasıtalar bakımından kuvvetli, biz onun karşısında pamuk ipliği “İngilizler şimdilik muharebeden çok propaganda ile bizi kazanacaklarını zannediyorlar, her gün tayyareleri ile bombadan çok bildiriler atıyorlar ve daima Enver ve ortaklarından bahsediyorlar. Bu mektubu getiren Kurmay Yarbay Ariften bildirileri isteyip okuyunuz.

Ruşen Eşref Bey’e ve eşi hanıma mahsus selam ve ihtiram. Benim burada ıstırabım çoğaldı. Yaverliğin saçma olduğunu zannederim. Hasretle gözlerinizden öperim kardeşim. [2]

O halde gelin bir de iki tarafın durumu ve kuvvetlerini inceleyelim. Çünkü durumun ne olduğunu anlamamızda bu bilgiler işimize yarayacaktır. 

 Eylül 1918 Ayı Harekât ve Olayları

Nablus Meydan Muharebesi

İki Tarafın Durumu ve Kuvvetleri

İngilizler

Nablus Meydan Muharebesi öncesinde yeniden teşkilatlanmanın yanında, yeni takviye birlikleri alarak mevcut bakımından çok kuvvetli bir duruma gelen İngilizler, gerek başlangıç ve gerekse muharebenin devamınca gerekecek her türlü araç, gereç ve ikmal maddeleri bakımından da en iyi biçimde hazırlanmış, üstün bir ateş gücüne sahip olmak bakımından cephane ikmalini yüksek bir düzeye çıkarmış bulunuyorlardı.

Böylece son yapılan değişikliklerden sonra Filistin Cephesi’ndeki İngiliz Ordusu, General Allenby komutasında yine iki piyade kolordusu ile Çöl Atlı Piyade Kolordusu, Fransız ve İtalyan müfrezeleriyle ordu bağı birliklerinden kurulmuş bulunuyordu.

20 nci Kolordu Komutanı, Tümgeneral P.W. Chetwode. Birlikleri: 10 uncu, 53 üncü Tümenler ile kolordu bağlı birlikleri.

21 nci Kolordu Komutanı, Korgeneral E.S. Bulfin. Birlikleri: 54 ncü (East Anglian), 60 ncı, 75 nei Tümenler ile, Fransız müfrezesi (54 neü Tümen Komutanı emrinde), 3 ncü Lahor ve 7 nei Hint Tümenleri ile kolordu bağlı birlikleri.

Chaytor Grubu Komutanı, Tümgeneral E.W. Chaytor. Birlikleri: Avustralya – Yeni Zelanda Atlı Piyade Tümeni, 20 nci Hint Tugayı.

Çöl Ath Piyade Kolordusu Komutanı, Tümgeneral H.G. Chauvel. Birlikleri: 4 ncü, 5 nci Süvari ve Avustralya-Yeni Zelanda Atlı Piyade Tümeni (Chaytor özel görev kuvveti olarak kolordudan ayrılmıştır) ve Avustralya Ath Piyade Tümeni ile kolordu bağlı birlikleri.

Ordu bağlı birlikleri ve Ortadoğu Hava Kuvvetleri

İngiliz ordusunun bu tarihteki Hicaz demiryoluyla Akdeniz arasındaki kuvveti: 56.000 tüfek, 11.000 kılıç, 552 top, Ordunun geri teşkilleriyle beraber insan mevcudu 67.000’di.

18 Eylül 1918’de bu kuvvetler, şu tertibi almışlardı:

Chaytor Grubu: Lut Gölü’nden Vadii Ebyaz güneyine kadar Şeria Nehri batısı ve buradan Musallabe Tepesi batısına kadar olan cephede. Goraniye köprübaşı ve kuzeyde Musallabe Tepesi kuvvetli olarak tutulmaktaydı.

20 nci Kolordu; Hanı Hatrur (dahil)-En Necme (hariç) hattıyla Lübban doğusu-Biddu hattı arasında, En Necme-Kefr Malik-Ebu Huş ku-zeyi-Nebi Salih kuzeyi-Brokin güneyi hattında; 53 ncü Tümen Kefr Malik çevresinde; 10 ncu Tümende kolordu cephesinin batı kanadında bulunuyordu. İki tümenin arasında ve Kudüs şosesinin iki tarafında ve 53 üncü Tümen’in batısında birer müfreze vardı.

21 nci Kolordu (Yafa), 20 nei Kolordu’nun sol kanadıyla Akdeniz arasında, kuvvetinin çoğu (3 üncü, 75 nci, 7 nci ve 60 ncı Tümenler), Biri Adas güneyi-Arsuf hattında; 54 üncü ve 3 üncü Tümenler arasında ve Re-sülayn’daki beş km.’lik kesim de bir müfreze tarafından tutulmaktaydı.

Çöl Ath Piyade Kolordusu, Yafa doğu ve kuzeyindeki bölgede.

Hava Kuvvetleri

Muharebeden önce yapılan teşkilatla, 5 nci Uçak Filosu, Remle’de bulunuyordu. Bu filonun 14 üncü Bölüğü, 20 nci Kolordu emrine verilmiş İltisak İstasyonu yöresinde; 13 üncü Bölüğü 21 nci Kolordu’ya ayrılmış olup Sarona’da; 142 nci Bölük Çöl Atlı Piyade Kolordusu emrine verilmiş bulunup bir kademesi, Kudüs’te Chaytor kuvveti emrindeydi.

Ordunun 40 ncı Hava Filosu Remle’ye getirilmişti. Bu filonun bir bölüğü uzak keşif ve foto, bir bölüğü taarruzi keşif, bir bölüğü bombardıman görevi yapıyordu. Balon bölüğüyse, 21 nci Kolordu’ya ayrılmıştı. [3]

Şimdi gelin bir de Türk tarafına bakalım ve güçler arasında sonrasında bir değerlendirme de bulunalım. 

 Eylül 1918 Ayı Harekât ve Olayları

Nablus Meydan Muharebesi

İki Tarafın Durumu ve Kuvvetleri

Türk Kuvvetleri

Bugüne kadar cereyan eden muharebelerde uğranılan ağır zayiat, gerek insan, gerekse araç, gereç kaynaklarının çok az oluşu nedeniyle bütünlenememiştir.

Bunda anavatan ve diğer cephelerin uzaklığı yanında ulaşım olanaklarının da elverişsiz oluşu, Sina-Filistin Cephesi’nin takviyesine imkân vermemiş, geceli gündüzlü muharebelerde maddi ve manevi yönde, muharebe güçlerini yitirmiş kuvvetlerle, her bakımdan noksansız bir desteğe sahip çok üstün İngiliz orduları karşısında Nablus Meydan Muharebesi’ne girilmiştir. Bu şartları taşıyan Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı, 19 Eylül 1918’de aşağıdaki kuruluşta bulunuyordu.

Yıldırım Ordular Grubu: Komutanı, Mareşal Liman von Sanders

8 nci Ordu Komutanı, Tuğgeneral Cevat (Çobanlı)

Birlikleri:

22 nci Kolordu Komutanı, Albay Refet (Orgeneral Bele)

Birlikleri: 7 nci ve 20 nci Tümenler ve kolordu bağlı birlikleri

Sol Kanat Grubu Komutanı, Albay Oppen

Birlikleri: 16 ncı, 19 ncu Tümenler ve Alman Asya Kolu.

Ordu Bağlı Birlikleri ve doğruca orduya bağlı Kafkas Süvari Tugayı.

7 nci Ordu: Komutanı, Tuğgeneral Mustafa Kemal (Mareşal Atatürk)

Birlikleri:

3 ncü Kolordu: Komutanı, Albay İsmet (Orgeneral İnönü)

Birlikleri: 1 nci, 11 nci Tümenler ve Kolordu bağlı birlikleri.

20 nci Kolordu: Komutanı, Tuğgeneral Ali Fuat (Orgeneral Cebesoy)

Birlikleri: 26 ncı, 53 üncü Tümenler ve kolordu bağlı birlikleri

Ordu bağlı birlikleri.

4 ncü Ordu Komutanı, General Cemal (Mersinli)

Birlikleri:

8 nci Kolordu Komutanı, Albay Ali Fuat (Orgeneral Erdem)

Birlikleri: 48 nci ve Mürettep Piyade Tümenleri ve kolordu bağlı birlikleri.

Şeria Grubu: Komutanı, Albay Esat

Birlikleri: 24 üncü Piyade ve 3 üncü Süvari Tümenleri.

2 nci Kolordu Komutanı, Albay Şevket

Birlikleri: 62 nci Tümen, Şam, Havran, Maan Komutanlıkları ve kolordu bağlı birlikleri.

Ordu bağlı birlikleri.

Yine bu tarihte Yıldırım Ordular Grubu’nun kuvvesi de şöyleydi:

4 ncü Ordu: 6.919 muharip er; 2.380 cephedeki piyade tüfeği; 9 hafif, 86 ağır makineli tüfek.

7 nci Ordu: 14.522 muharip er (24 ncü Tümen ve süvari tümeni hariç); 7.046 cephedeki piyade tüfeği; 51 hafif ve 348 ağır makineli tüfek;

8 nci Ordu: 19.157 muharip er; 10.393 cephedeki piyade tüfeği; 213 hafif ve 262 ağır makineli tüfekten ibaretti. 

Toplam olarak 40.598 er; 19.819 tüfek; 273 hafif ve 696 ağır makineli tüfekti.

Orduların 18 Eylül 1918’deki tertibi şöyleydi:

8 nci Ordu: Akdeniz ile Brokin Der Estis hattı arasında; 22 nci Kolordusu ile Nehri Falik güneyi-Tabsur-Cilculiye batısı; sol kanat grubuyla da Cilculiye-Rafat kuzeyi-Brokin hattından geçen mevzide bulunuyordu. Ordu karargahı Tul-ü Kerem’de; 22 nci Kolordu Karargâhı Eltire’de; Sol Kanat Grubu Karargâhı da Azzun’da bulunuyordu.

7 nci Ordu: 8 nci Ordu’nun doğu ara hattıyla El Baralat-Tal at Amra hattı arasında (hat 4 üncü Ordu’ya dahil); 3 ncü Kolordusu ile Mezrea Kuzeyi-Amuriye-Lübban güneyi; 20 nci Kolordusu ile de Sencil-Ebu Ma-lul-Samiye-El Baralat kuzeyi hattındaki mevzideydi. Ordu Karargahı Nablus’ta; 3 ncü Kolordu Karargahı Cemain doğusunda; 20 nci Kolordu Karargahı da Mecdel Fadıl’da idi.

4 ncü Ordu; El Baralat – Talat Amra (4 üncü Ordu’ya dahil) hattına kadar Şeria Vadisi dahil olmak üzere nehrin doğusunda; Şeria Grubu ile nehrin iki tarafında; 8 nci Kolordu ile El Hut – Tell Nimrin-Kefreyn mevziinde; 2 nci Kolordu, Maan-Amman-Havran bölgesinde bulunuyordu. Ordu Karargahı ile 8 nci Kolordu Karargâhı Salt’da idi. [4]

Dikkat Lütfen: (!)

Toplamda 40.000 asker olmasına rağmen tüfek sayısı sadece 20.000 kadardı. Bu da açıkça demek oluyordu ki; sadece iki askere bir tüfek düşüyordu. Bu da insan sayısının değil cephane sayısının düşüklüğü nedeniyle savaşı açık ara kaybedeceğimiz anlamına geliyordu. Bunun getirdiği moral bozukluğundan dolayı Liman Von Sanders anılarında şöyle diyordu: 

Cephe gerisine kaçanların sayısı son haftalarda endişe verecek şekilde artmıştı. Bunların sayısı, 8. Ordu’da 15 Ağustos’tan 14 Eylül’e kadar 1100’ü bulmuştu. Yakalandıkları zaman şikâyetleri hep aynıydı, yeterince yemek verilmiyordu, çamaşırları, ayakkabıları yoktu ve elbiseleri paramparçaydı. [5]

İki Taraf Kuvvetlerinin Karşılaştırılması

Filistin Cephesi’ndeki Türk kuvvetlerine (12 piyade tümeni, bir süvari tümeni, bir süvari grubu ve Alman Asya kolu) karşı İngilizler, 7 piyade 4 süvari tümeni, bir Fransız, bir Hint ve bir Hecinsüvar tugayıyla taarruz harekâtına girişmişlerdi. Tümen sayısı bakımından Türkler, İngilizlerden 5 piyade tümeni fazla görünmekteyseler de, tümenlerin gerçek gücünün kıyaslamasından (insan, silah, araç, gereç ve cephane sayısı) İngiliz tümenlerinin sayıca üç kat daha üstün olduğu görülür. Süvari Tümeni sayısındaysa İngilizler, bire dört üstünlüğe sahiptir. Hava ve deniz üstünlükleri de hesaba katılırsa, bu üstünlük daha da artmaktadır.

İngiliz Komutanlığı, bu durumu iyi değerlendirdiği için tümen ve alay sayısından çok silah sayısına önem veriyordu. Bu hesapla bir Türk tümenine karşı bir tugayla savunulabileceğini ve bir İngiliz tümeniyle üç kat üstünlük elde edebileceğini anlamıştı. İngiliz Komutanlığı, Türklerin cephedeki kuvvetlerini 32.000 tüfek, 4.000 kılıç, 500 top, olarak saptamıştı ki, bu gerçeğe bir dereceye kadar uyuyordu.

Bu açıklamalara göre İngiliz kuvvetleri, Türk kuvvetlerinin üç katı olduğu belirmişti. Türk Komutanlığı, kuvvetlerini geniş bir cepheye yaymış, her ordu cephesini hemen aynı derecede kuvvetli tutmuştu. Buna karşı İngilizler, 8 nci Ordu cephesine Türklerin 10.393 tüfeğine karşı dört piyade, bir süvari tümeni yığmışlardı ki, bu kuvvetin silah mevcudu 28.000 tüfek ve 11.000 kılıç olup 4,9 gibi bir üstünlük sağlamış bulunuyorlardı.

Yıldırım Ordular Grubu, üç ordusunu 90 km.’lik bir cepheye yaymıştı. Şeria Nehri cepheyi ikiye böldüğü gibi, arazinin dağlık ve yolsuz oluşu cephe gerisinde bir yönden diğer yöne kuvvet kaydırmayı güçleştirmekteydi. Kuvvet, araç ve gereçlerin azlığı nedeniyle dört aylık bir zamanda ancak birbiri gerisinde birkaç mevzi berkitilebilmişse de, bunlar basit siperlerden ibaretti. Tel Örgü engelleriyse, çok az yerlerde yapılabilmişti. Cephe tahkimatı böylesine zayıfken eldeki bu kuvvetle mevziin kesin olarak savunulması mümkün olamazdı. Türk tümenleri, en çok 5 km.’lik bir mevzi kesimini savunabilecek güçte olduklarından; 90 km.’lik geniş bir cephenin savunulması için, 18 tümene ihtiyaç vardı. Her ordu ve kolordu için ayrılması gereken yeterli stratejik ihtiyat da bu sayıya katılırsa, 25 civarında tümene ihtiyaç olduğu anlaşılır. O halde, bu durumda kesin sonuçlu savunma yerine, oynak savunma muharebesi yapmak gerekirdi.

Halbuki Yıldırım Ordular Grubu Komutanı, bütün bunlara karşın kesin sonuçlu savunmaya karar vermişti ki, aslında Başkomutanlık da böyle yapılmasını istiyordu.

Elindeki kuvvetleri birbirine denk cepheye yaymak suretiyle her deliği tıkamak isteyen bir düşüncenin sonucunda düşman, herhangi bir kesimde toplayacağı kuvvetlerle, cepheyi istediği yerden yarabilecek güç ve durumdaydı. Kuvvetlerin bu geniş cepheye yayılması komutanları kuvvetli taktik ve stratejik ihtiyatlarından yoksun bırakmak olurdu ki böyle bir mevziin kesin olarak savunulması kararını vermek felaketin en önemli nedeni olurdu.

Gerçekte 8 nci Ordu’nun bir tümen ihtiyatı vardı. Ayrıca; Yıldırım Ordular Grubu emrine taşınmakta olan iki tümenden (42 ve 47 nci Tümenler) birisi 7 nci, diğeri de 4 ncü Ordu emrine verilecektir ki, bu dağıtım şekli de yine kuvvetleri parçalamaktan başka bir şey değildi. Aslında taşınmakta olan bu tümenlerden ancak iki alay muharebeye yetişebildi.

Şeria doğusundan batıya bir kolordu geçirmek suretiyle de 65 km.’ye daralacak bir cepheyi bile savunmak mümkün olamazdı. Ancak olsa olsa bir kolorduyu ihtiyata almak suretiyle düşmanın bir yarma hareketinin imha muharebesi şekline dönüşmesi, bir dereceye kadar önlenebilirdi.

1918 sonbaharına girerken, Filistin Cephesi’nin tehlikeli bir durum aldığında kimsenin kuşkusu yoktu. Türk Başkomutanlığı, kuvvetinin önemli bir bölümünü bu cephede topladığı gibi, batıdan 42 nci ve 47 nci Tümenler de bu cepheye taşınmaktaydı.

Filistin Cephesi’nde İngilizler taarruza hazırlanırken, bütün cephelerdeki Türk kuvvetleri, 41 tümeni geçmiyordu. Bunlardan: 10 tümen Kafkas; 6 tümen Batı Anadolu; 3 tümen Irak; 3 tümen Güney Arabistan; 12 piyade, bir süvari tümeni de Suriye ve Filistin’de bulunuyordu.

Türk Başkomutanlığı, Filistin ve Suriye Cephesini, diğer cephelerden (Kafkasya’dan iki tümen, Romanya’dan 15 nci Tümen ve İstanbul’da kurulmakta olan 49 ncu Tümen) çekeceği tümenlerle takviye etmek olanağına sahipken, ne yazık ki bunu yapmamış, bazı yersiz düşüncelerle (Kafkasya’nın istilası, Medine’nin korunması gibi) kesin sonuç yerine gerekli kuvvetleri toplayamamış ve Filistin-Suriye bozgununa neden olmuştur. [6]

Görüldüğü gibi güç kuvvetleri bariz bir şekilde İngilizlerin üstünlüğünü göstermektedir. Bunu sezen Türk askerinde kaçmalar ve moral bozuklukları hat safhada olunca, üstüne bir de yanlış strateji ile savunma yapılınca yenilgi çok bariz olarak gelecektir. Çünkü Türk kuvvetleri dağınıktır ve toparlanacak gibi değildi. Lord Kinross Türk kuvvetlerinin acınası durumunu şöyle anlatır:

Mustafa Kemal, düşmanın Türkiye’yi büsbütün saf dışı etmek için tasarladığı son saldırıdan bir ay önce, 7. Ordu’nun komutasını yeniden ele almak üzere Filistin’e geldi. Von Falkenhayn gitmiş, onun yerine ordu grubu komutanlığına Liman von Sanders getirilmişti. Mustafa Kemal, ordusunu korktuğundan daha da perişan ve bitkin halde buldu. Enver ona sadece asılsız umut vermekle kalmamış, bilgi ve rakamları da yanlış olarak göstermişti. Batıdan doğuya doğru uzanan cephe boyunca üç Türk ordusu yerleştirilmişti; 4. Ordu da nehrin doğusunda mevzi almıştı. Ama bunlar, yedekten yoksun birer ordu iskeletinden başka bir şey değildi. Mustafa Kemal, İstanbul’dan ayrılmadan önce bütün bu ordu kalıntılarının tek komuta altında ve yoğun bir kuvvet halinde toplanması için ısrar etmiş, ama bu öneri, yine onun kişisel hırslarının bir göstergesi olarak yorumlanıp önemsenmemişti. Nablus’taki karargâhından, cephenin merkez kesimini uzun uzun ve baştan başa denetledikten sonra savaşın daha başlamadan kaybedilmiş olduğu sonucuna vardı.

Birliklerin birçoğu altı aydır hiç dinlenmemişlerdi. Türklerin o geleneksel dövüşme gücü, yiyecek yokluğundan çökmüş durumdaydı. Takviye birlikleri, yolda erlerin çoğunun kaçması yüzünden, dökülerek geliyordu. Bundan sonra bu kadarı bile gelmeyecekti. Çünkü bir ikinci cephe daha açılmıştı. Enver Paşa’yla Almanlar, milletin içinde bulunduğu korkunç tehlikeye bakmadan Kafkaslara yeni bir ordu göndererek o eski Panislam, Pancermen hülyaları uğruna, dağılan Rus ordularını kovalamaya kalkmışlardı. Mustafa Kemal’in emrindeki tümenlerden birine gönderilen bir alay, komutansız ve kurmaysız olarak geldi. Bunlar kendilerine haber bile verilmeden, yerlerine yenileri de atanmadan Kafkas cephesine gönderilmişlerdi. Alayın iki taburundan biri, Türk ordularının durumunun umutsuz olduğu yolunda İngiliz ajanı Arapların yaydığı propagandaya kanmış ve olduğu gibi kaçmıştı. [7]

Kinross aynı eserinde, İngilizlerin durumunu ise bakın nasıl tanımlamaktadır. Gerçekten durumun vehametini şu ifadeler açıkça ele vermektedir. 

Bu, Türklerden iki kat kuvvetli, süvari ve uçak bakımından da ezici bir üstünlükte olan General Allenby’nin, Türk ordusunun kalıntısına indirmeyi tasarladığı “strateji şaheserine hazırlık olarak girişilen yıpratma yöntemlerinden biriydi. Allenby’nin planı cüretli ve basitti. Once piyade kuvvetiyle Türk cephesini yaracak, sonra da üç Türk ordusunun ikmallerini sağladıkları üç noktaya geriden süvariyle hücum edecekti. Bu plan hızla ve bir aksilik çıkmadan uygulanırsa, Allenby bu orduları sadece yenmeyi değil, büsbütün yok etmeyi umuyordu. İlk yarma hareketi, kıyıdaki 8. Ordu’ya karşı yapılacaktı. Ama İngilizler içerideki 7. Ordu’ya hücum edecekmiş gibi davranarak Türkleri aldatmak ve gafil avlamak niyetindeydiler. Bu, Allenby’nin bundan önceki seferde kullandığı taktiğin tam tersiydi.

Bu aldatma manevrası öyle inceden inceye hazırlandı ki, örneğin İngilizler Kudüs’te bir otele el koyarak ona genel karargâh süsü verdiler; Şeria Nehri’nde köprüler yaptılar; vadide yeni kamplar kurdular ve hatta çuvaldan yapılma on beş bin tane at mankeni bile hazırladılar. Arada bir, sözde atların nehirden su içmeye gittiği izlenimini vermek için, katırların çektiği kızaklarla yerden toz kaldırıyorlardı. Bu arada saldırıda kullanılacak asıl kuvvetler geceleyin yürüyerek tepelerden kıyıdaki ovalara doğru inmekteydi. Çadır kurmuyor, zeytinliklerde ve portakal bahçelerinde gizleniyorlardı. Böylece yerli halka bile belli etmeden mevcutları iki katına yükselmiş oldu. [8]

Ve muharebenin ayak sesleri geliyor.

17 Eylülde kıyı kesimindeki sağ kanat Grubu’na sığınan bir Hintli çavuş, “kıyı kesiminden 19 Eylül 1918’de büyük bir İngiliz taarruzunun düşünüldüğünü” haber vermişti.

Yıldırım Ordular Grubu Komutanı da, aslında asıl İngiliz taarruzunu bu bölgeden bekliyordu. O’nun düşüncesine göre, düşman burada cephenin bir kesimini geriye atsa bile yine direnilmeye devam imkânı vardı. Ancak, düşman Şeria doğusunda başarı kazanırsa orduların durumları daha tehlikeli olabilirdi. Halbuki, 7 nci Ordu Komutanlığı daha önce, İngilizlerin Türk cephesini her zaman ve her yerden yarabilecek durumda olduğunu bildirmişti. Şimdiye kadarki geçmiş harekâta bakılırsa, İngilizler Şeria Muharebeleri’nde yolsuzluktan ve arazinin engebeli oluşundan, bir kolordunun bile harekâtında büyük güçlüklerle karşılaşmışlardı. O halde, buradan daha büyük kuvvetlerin hareketi beklenmemeliydi.

Alınan haber ve raporlara göre, İngiliz kuvvetlerinin çoğu, batıda kıyı bölgesindeydi. Türk istihbaratına göre, beş piyade tümeniyle Fransız müfrezesinin, 8 nci Ordu karşısında; iki tümenin de 7 nci Ordu karşısında bulunduğu saptanmıştı. İngilizlerin Şeria batısından kıyı bölgesine iki süvari tümenini daha kaydırdıkları biliniyordu. Bununla beraber iki süvari tümeni hariç olmak üzere, istihbarat sonuçları gerçeğe yakın olarak İngilizlerin Şeria Nehri ile deniz arasından taarruz edeceğini bildirmişti. İngiliz Çöl Atlı Kolordusu’nun Şeria Vadisi bölgesinde olduğu kanısı, Yıldırım Ordular Grubu Komutanı’nı yanıltmış olabilir. Çünkü İngilizler, Şeria doğusunda büyük ölçüde gösterişler yapmakta, demiryol istasyonlarını havadan aralıksız bombalamakta ve Arap kuvvetleri de faaliyetteydiler. 17 Eylülde Dera’nın kuzey ve güneyinde demiryolunun Arap birlikleri tarafından tehdit edilmekte olduğu, bazı yerlerin tahrip edildiği haber verildi. Bunun üzerine, Nasıra’dan iki depo bölüğü ve Şam’dan bir Alman müfrezesi Alman Binbaşı Vilmer komutasına verilerek Dera’ya gönderildi. Halbuki Şeria bölgesinde İngilizler Avustralya – Yeni Zelanda Atlı Piyade Tümeni ile Hint Piyade Tugayı’nı (Çaytor Grubu) bırakarak, iki süvari tümenini batıya almışlardı. İngilizler, kıyı bölgesindeki yığınağını gece yapmakta, gündüz aksi istikamette hareketler göstermekteydi. Taarruzun kıyı bölgesinden yapılacağının en önemli belirtisi, bölgedeki demiryollarının mevziin hemen gerisine kadar uzatılmış olmasıydı. 8 nci Ordu Komutanı’nın bu hususta dikkati çeken yazısına, Yıldırım Ordular Grubu Komutanı verdiği karşılıkta, “İnşaat yalnız 8 nci Ordu cephesinde olmayıp bütün cephede yolların yapıldığını bildirmişti. Halbuki Kudüs’ten Şeria’ya doğru hiçbir demiryolu yapım faaliyeti yoktu. [9]

Anlaşıldığı gibi Arapların da Türklere ne kadar büyük zarar verdikleri ortada. Bu durumu Von Sanders şöyle ifade eder:

Aynı gün içinde Deraa’nın kuzeyinde ve güneyinde, demiryolunun çeşitli noktalarda düşman Arapların büyük birlikleri tarafından tehdit edildiği ve hattın bazı yerlerde havaya uçurulduğu haberi geldi.

Yegâne irtibat hattımıza yapılan bu hücumların, daha büyük saldırıların başlangıcı olduğunu hemen anladım. Biell Depo Alayı’nın özel durumlar için hazır tutulan, mevcudu 300’ü bulan Hayfa’daki iki bölüğünü teyakkuz durumuna geçirdim ve daha o günün akşamında trenle Deraa’ya getirttim. 4. Ordu’ya, Şam’da bulunan bütün Alman subayları ile erlerini toplayıp vakit geçirmeksizin Deraa’ya göndermek talimatını verdim. Deraa’da kumandayı, kısa süre önce Ordu Grubu’na gelen Binbaşı Willmer üstlendi.

İngiliz zırhlı otomobilleriyle ve uçaklarıyla takviye edilen hareket kabiliyeti yüksek çok sayıda Arap, demiryolunu çeşitli noktalarda beklenmedik şekilde havaya uçurdular. [10]

Araplar bize ne yaptı diyenlere sadece yazının bu kısmını okutsak bile yeterli. Biz konumuza geri dönersek: Söylenildiği gibi Saldırı 8. Ordu tarafından yani sahil tarafından başlatılmıştır. Esas kuvvetli saldırı bu yönde olmuştur. 

18 Eylül’ü 19 Eylül’e bağlayan gece başlayan İngiliz taarruzu 7’nci Ordu’nun sağ kanadı üzerine vuku bulurken esas taarruz ve yarma harekâtı 8’inci Ordu’nun sağ/batı kanadı üzerine yapılmıştır. Bu kapsamda şiddetli çarpışmalar 8’inci Ordu’nun Albay Refet Bey kumandasındaki 22’nci Kolordusu ile 7’nci Ordu’ya bağlı 3’üncü Kolordu Kumandanı Albay İsmet Bey ve 20’nci Kolordu Kumandanı Tuğgeneral Ali Fuat Paşa’nın hatları üzerinde vuku bulmuştur.

Aynı zamanda Nablus üzerine de yoğun top atışları ile hücuma geçen İngiliz Ordusu, Osmanlı Orduları ve karargâhları arasındaki bağlantıyı kopartmak için bedevileri de etkin şekilde kullanmıştır. İngiliz süvari birlikleri bir yandan da başta 8’inci Ordu’nun mevzileri olmak üzere Osmanlı birliklerini batı kanadından çevrelemeye başlamıştır.

Liman Von Sanders’in “Hatıratında” yer alan ifadelere göre de 18 Eylül’ü 19 Eylül’e bağlayan gece 7’nci Ordu cephesinde muharebe başlamış ve sabaha doğru İngilizler 8’inci Ordu’nun deniz tarafındaki sağ kanadından çok büyük bir taarruz başlatarak cepheyi yarmaya harekâtına girişmişlerdi. Bu anda 8’inci Ordu karargâhı ile Yıldırım Ordular karargâhı arasındaki telgraf bağlantısı kopmuş ve telefon bağlantısı da kesilmişti. [11]

Gün ağardıktan hemen sonra 7. ve 8. Orduların kumanda binalarının, bunlara bağlı kumandanlıkların çadırlı ordugâhlarının ve Ordu Grubu’nun Affule’deki telefon santralinin üzerinde İngilizlerin uçak filoları göründü. Alçak mesafeden bombalarını attılar ve telefon hatlarını kısmen tahrip ettiler. Sahil ile Şeria Nehri arasındaki tüm kesimde sadece iki tane uçaksavar topu vardı -bunlar da 8. Ordu’daydılar, bu nedenle düşman pilotlarının işi kolaydı.

Ayrıca karadan döşenmiş olan hatların tellerinin bir kısmı sabah saatlerinde Araplar tarafından kesilmişti.

Tulkern ile Nasıra arasındaki telefon ve teleks bağlantısı sabah 7’ye doğru kopmuştu. 8. Ordu Kumandanlığı’nın telsiz istasyonu da artık çağrılara cevap vermiyordu.

7. Ordu Kumandanlığı sabah saat 9 ile 10 arasında Nablus’taki Albay von Oppen’den aldığı habere göre, sağ kanat grubunun sahil kesimindeki cephesinin yarılmış olduğunu bildirdi. Düşmanın kuvvetli süvari birlikleri sahil boyunca kuzey istikametinde ilerliyorlarmış.

7. Ordu Kumandanlığı’na, Albay von Oppen’in eline geçirebildiği her şeyle şose ve Kalkilye’deki demiryolu istikametinde sahil kesimine müdahale etmesini hemen emrettim. Albay von Oppen çoktan emirden önce davranmıştı ve üç tabur ile iki süvari bölüğünü Kalkilye ve Felahiye’ye doğru harekete geçirdiğini bildiriyordu.

Ancak sonradan anlaşıldığına göre, İngilizler, daha sabah saat 7’den önce sahil kesiminin batı kısmında ciddi bir direnişle karşılaşmaksızın yarma hareketini yapmışlardı. Daha bu vakit Et Tire’nin batısındaki tepeyi de işgal etmişler ve birçok makineli tüfeği mevziye sokmuşlardı. Binbaşı Tiller’in kumandasındaki zayıf 46. Tümen, Et Tire’de etkili bir şekilde direniş göstermiş ve düşmanın ilerlemesini bir süre durdurmuştu. Kısa süre içinde büyük ölçüde yok edilmişti. Tümenin yegane Alman Alay Kumandanı Binbaşı Pfeiffer, burada kahramanca ölmüştü. [12]

Nitekim savaşın başlangıcını haber veren Mustafa Kemal Paşa tarafından 19 Eylül’ün ilk saatlerinde Yıldırım Ordular Grubu ile 4’üncü ve 8’inci Ordulara yazılan harp raporunda, İngiliz birliklerinin Samiye Vadisi hattından 163’üncü Alay’ın merkezine taarruza başladığı, yine bir İngiliz piyade birliğinin Ebû Malul batısından ilerlediğini belirtilmişti. Mustafa Kemal Paşa, İngiliz taarruzunun gelişimini yazdığı raporla birkaç saat arayla yine sağ ve solundaki 4’üncü ve 8’inci Ordularla Yıldırım Ordular Grubuna rapor etmekteydi. 

Mustafa Kemal Paşa, 8’inci Ordu’ya bağlı birliklerin çözülmesi ile İngiliz birliklerinin sahil şeridinden bu ordunun geri cephesine sarkarak kendilerine doğru yöneldiğini Asya Kolu Kumandanı Albay Von Oppen’den aldığı malumatla öğrenmişti.

Bunun üzerine bir önlem alınması ve birliklerin tamamen çevrelenmeden kurtarılması için üst kumandanı olan Liman Paşa’ya başvurmuştu. Nitekim aynı gün akşam, üç ordunun da grup kumandanlığını deruhte eden Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı Liman Von Sanders, 7’nci Ordu’ya gönderdiği emirde; ordunun Mustafa Kemal Paşa’nın önerdiği savaş alanının kuzeyindeki geri hatta çekilmesini ve Nablus’un kuzeyindeki bu yeni hattın elden gelen en iyi şekilde müdafaa edilmesini istediği görülmektedir. [13]

Burada Dikkat Lütfen (!)

Görüldüğü gibi direniş göstermeden çözülen sahil kesimdeki 8. Ordudur. Yani ilk çözülen Mustafa Kemal’in 7. Ordusu değildi. Mustafa Kemal 8. Ordunun çözüldüğünü görünce, Ordular Komutanına bunu bildirmişti. Çünkü 8. Ordunun bulunduğu yer tamamıyla çözülmüştü ve 7. ordunun arka tarafına düşman sızıp 7. Orduyu kuvvetle çembere almıştı. Ve iddiaların aksine Mustafa Kemal’in ordusu asla direnişsizlik göstermemiştir. 

7. Ordu Kumandanlığı, cephesinde düşman saldırılarını şimdiye kadar büyük ölçüde püskürtmüş olduğunu, ama şimdi artık Albay von Oppen’in birlikleriyle irtibatı sağlamak için 3. Kolordu ile de birlikte geri hatlara çekileceğini bildirdi. Kararlarını onayladım ve 7. Ordu Kumandanlığı’na, Nablus’ta emrine amade olan 110. Piyade Alayı ile toparlayabileceği ne kadar kuvvet varsa, oradaki vadiyi kapatmak için hemen Anebta’ya doğru yola çıkarmasını emrettim. [14]

Aynı zamanda çok önemli bir detaydır buraya dikkat: 

19 Eylül Saat 02.30’da alınan haberlerden, muharebenin umut verici bir şekilde devam etmekte olduğu anlaşılıyordu. 25 ncı Tümen merkezinde bulunan ve Ebu Malul Tepesi’ni savunmakta olan 78 nci Alay, karşı taarruzlarla düşman taarruzlarını durduruyor; ve tutsak bile alıyordu. Yalnız 163 ncü Alay ile 76 ncı Alay, gerideki mevziye çekilmiş bulunuyordu. Özellikle 26 ncı Tümen, merkez ve sol kanat kesiminde birçok kez karşı taarruz yapmış ve düşmana oldukça kayıp verdirmişti. [15]

Anlaşıldığı üzere 7. Ordu direniş göstermeden kaçmıştır gibi iddialar sadece iğrenç bir iftiradan başka bir şey olmuyor. 

8. Ordu’ya mensup Türk birliklerinin -16. Tümen hariç olmak üzere dağılmasının gelen bütün haberlerde bildirilenden çok daha feci olduğu, ancak birçok gün geçtikten sonra Ordu Grubu tarafından anlaşılmıştır. Ayın 19’unda öğleden sonra Genel Karargah’ta, hâlâ sahil kesimindeki birliklerin daha gerilerde düşman süvarilerine karşı cephe oluşturdukları ve sadece şu an için irtibat sağlanamadığı ümit ediliyordu.

Havacılarımızın bir kere bile olsun, savaş alanlarında ve geri çekiliş yollarında ne olup bittiğinin tespitine katkıda bulunmamış olmaları, sabahın erken saatlerinden beri Ordu Grubu tarafından büyük bir eksiklik olarak hissediliyordu.

Aslında 19 Eylül’ün öğleden sonraki saatlerinde Mesudiye’den Cenin’e giden yol, 8. Ordu’nun geriye giden ağırlıkları ve kaçaklarıyla çoktan tıkanmıştı. Bu sonuncular, büyük ölçüde Türk karargâh ve menzillerinin normal zamanda tam olarak belirlenemeyen inanılmaz derecede büyük personel mevcuduna mensuptu. Aynı şekilde Tulkern’den Anebta’ya giden yol ile bu yolun iki tarafındaki tepelerden geçen patikalar, büyük kaçak kafileleriyle doluydu. Yarım saatte bir görevi devreden İngiliz uçak filolarının çok alçak mesafeden, sürekli yaptıkları bombardıman, yolları kısa sürede insan, at cesetleri ve parçalanmış arabalarla doldurmuştu. Münferit subayların disiplinsiz yığınlardan hiç olmazsa yer yer direnecek birlikler oluşturmak için tekrar tekrar çabalamaları, sadece kendilerini kurtarmayı düşünenlerin tamamen lakayt kalmaları nedeniyle başarısız kalıyordu. 8. Ordu’nun sağ kanat grubundaki gerçek manzara buydu. [16]

Mustafa Kemal’in kimseye söylemeden geri çekildi iddiasına en iyi yanıtı verelim şimdi:

Atatürk’ün bildiri yaparak geri çekilmesi 

Cephe’nin Yarılması:

Düşman, bütün cephede türlü baskı ve tertip uygulayarak taarruzunu sürdürdü. İlk günde gelişen bu taarruz, 8 nci Ordu cephesinin gerilemesini ve sonunda yarılmasını sağlayınca, piyade ve süvari birlikleri 19 Eylül akşamına kadar “Bidya – Asyan – Tibe ve Tulukerem” hattına vardılar İngiliz Süvari Kolordusu, esaslı bir direnme ile karşılaşmadan daha gerilere sarktı.

7 nci Ordu Bölgesinde önemli bir durum olmamakla birlikte, düşman uçakları sabah saat: 05.30 sıralarında Ordu Karargahını bombaladılar, Mustafa Kemal, karargah binasından ayrılmayı öneren ilgililere, buna lüzum olmadığı karşılığını vererek büyük bir soğukkanlılıkla çalışmalarına devam ediyordu. Düşman taarruzunun gelişmesinden önce, 7 nci Ordu Komutanlığınca, 8 nci Orduya küçük birlikler halinde takviyeler gönderilmişti. Bu sıralarda, 8 nci Ordu Komutanı Cevat Paşa, 22 nci Kolordunun Tulukerem’e doğru çekilmesini ve Tayibe Tulukerem hattında direnilmesini emrettiğini, bildiriyordu.

7 nci Ordunun Çekilmesi: Bu durum karşısında, Mustafa Kemal Yıldırım Ordular Grubuna ve 4 üncü, 8 nci Ordulara şu raporu gönderdi.

“8 nci Ordu, 22 nci Kolordunun Kılansuva üzerinden çekilmek zorunda kalması dolayısıyla, Tayibe ve Tulukerem sırtlarında direnilmesini emrettiğini bildirmektedir. Sol yan grubu da, 19/20 Eylül 1918’de kıtalarına sol yanı Dirsita olmak üzere çekilme emri verdiğini bildirmiştir. Buna göre, ben de Ordunun bu gece Küfrü Hars İskafa Tima Kobalan Elmu ki Vadii Ebuzrekâ hattına çekilmelerini emrettim. Bundan sonraki harekât hakkında yüksek görüşlerinizin bildirilmesini rica ederim”.

Ordular Grubu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders’den aşağıdaki karşılık geldi.

“Orduya gösterilen geri savunma hattıyla tamamen aynı fikirdeyim. Bundan sonraki harekât hakkındaki görüşlerimin ise, tutulacak olan bu hattın kesin savunmasından ibaret olduğu arzolunur”.

7 nci Ordu Birlikleri, yeni hatta çekilmeyi başardılar. [17]

Net anlaşıldığı gibi geri çekilme sadece 8. Ordu’ya aittir ve 7. Ordu’da habersiz bir geri çekilme yoktur. Dahası direniş göstermeden geri çekilme hiç yoktur.

Peki nedir bu kimseye haber vermeden 7. Ordu geri çekildi ve savaş kaybedildi iddiası?

İddianın sahibi Yüzbaşı Cevat Rıfattır. Kimdir bu Cevat Rıfat?

İddia ve görüşlerin çıkış kaynağı Nablus Muharebesi’nde 4’üncü Ordu karargâhında görevli Yüzbaşı Cevat Rifat Atilhan’dır. Mersinli Cemal Paşa’nın Yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Dönemi Hatıraları, Yay. Haz. Celil Bozkurt, Gündoğan Yayınları, İstanbul 2015, s.54. Nitekim bu iddia günümüzde tarihçi olmayıp popülist yaklaşımlarla tarih eserleri yazmaya çalışan araştırmacılar tarafından da dillendirilmekte; fakat belgesel bir dayanağı bulunmamaktadır. Cevat Rifat Bey’in Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Dönemi Hatıraları, s.56. Cevat Rifat Bey, ilk kez Birinci Dünya Savaşı daha yumuşak bir üslupla dile getirdiği bu iddiayı, 1945 yılında yani Atatürk’ün vefatından sonra bir gazetede yayımlayarak daha da genişletmişti. Buna göre Cevat Bey’in Mustafa Kemal Paşa’yı suçladığı iddialar;

“1. Filistin Cephesi’nde Osmanlı aleyhtarı “bir kast ve menfi irade” sergilemek,

2. İngilizlerle ve General Allenby ile ateşkes amacıyla hususi temaslarda bulunmak,

3. Başında bulunduğu 7. Ordu’yu, Yıldırım Ordular grubu ile 4. ve 8. Ordulara haber vermeksizin geri çekmek ve cephenin çöküşüne neden olmak,

4. Bozgunu fırsata çevirip Yıldırım Ordular Grubu’nun başına geçmek ve İstanbul hükümetinden harbiye nazırlığını talep etmek” şeklinde idi. İddialar için Bkz. Cevat Rifat, Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin-Suriye Cephesinin Çöküşü, Suriye Hezimeti Faciası ve Sebepleri, yay, haz. Celil Bozkurt, Altınordu Yayınları, Ankara 2019, ss.32-40. Şüphesiz tek taraflı ve şahsi olan, bilimsel açıdan başta arşiv belgeleri olmak üzere dönemin diğer kaynaklarında da karşılık bulmayan bu iddia, o dönemden günümüze tarih metodolojisinden bi-haber araştırmacılar tarafından eleştiri süzgecinden geçirilmeden kullanıldı. Böylece çok tartışılan bir mesele olarak Mustafa Kemal Paşa, Filistin Cephesi’ndeki bozguna sebep olarak hain edildi. Hakikatte bu mesele, bugüne kadar mesele arşiv belgeleri ışığında gerektiği gibi tahlil ve analiz edilmedi. Dolayısıyla bu eserde neşredilen arşiv belgeleri ve harp raporları olayların gelişimini gerçekliğiyle ortaya koymaya çalışmaktadır. [18]

Atatürk düşmanı bu adamın iddialarının mesnetsiz olduğunu şu cümlelerle açıklamakta fayda var. 

Bu savaş esnasında yenilgiye sebep olarak görülen ve çok tartışılan konulardan biri 7’nci Ordu’nun diğer ordulara haber vermeden geri çekilmesi üzerine 8’inci Ordu’nun imha sürecine sürüklendiği iddiasıdır.

İddiaya göre İngiliz birlikleri, 8’inci ve 4’üncü Orduların ortasında konuşlu 7’nci Ordu’nun sağ ve solundaki iki orduya da haber vermeden geri çekilmesiyle Osmanlı cephesinin merkezden yarmış ve 8’inci Ordu’nun sol cenahından cephe arkasına sarkan İngiliz birliklerinin 8’inci Orduyu tamamıyla etkisiz hale gelmiştir. 7’nci Ordu’nun açtığı boşluktan cepheyi yaran bir diğer İngiliz kolunun ise cephenin en doğusu ve solundaki 4’üncü Ordu hatlarına yüklenmiş ve Mersinli Cemal Paşa’nın ordu karargâhını Salt’tan Amman’a taşımak zorunda kalmıştı.

İddia sahibi Yüzbaşı Cevat Rıfat’a göre Mersinli Cemal Paşa, 7’nci Ordu’nun çekilmesi ve 8’inci Ordu’nun yok olması hasebiyle cephe yükünü tek başına kaldıramayacaktı. Geri çekilmeye mecbur kalınması nedeniyle safları bozulan ve akın akın ricat eden birliklerin Amman’da bir düzene sokulup savunulması mümkün olmadığından kuzeydeki Dera’ya çekilme kararı almıştı. Fakat bu sırada ne 7’nci Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa ne de Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı Liman Von Sanders ile irtibat tesis edebilmiştir.

Savaşın gelişimi, İngilizlerin taarruzları ve geri çekilmenin hangi hatlardan olduğu Genelkurmay ATASE Arşivi’nde yer alan askeri belgeler ve günlük harp raporlarından takip edilebilmektedir. Bununla birlikte şüphesiz çekilmenin tam bir koordineyle olmadığı, bilhassa bedevi saldırıları yüzünden ordular arasında irtibatsızlık ve haberleşme eksikliğinin olduğu, aşikardır.

Özellikle 7’nci Ordu’nun çekilmesinin habersiz ve emir almadan kaçması gibi olmadığını, Grup Kumandanlığından gelen emir ile Ordu ve Kolordu kumandanlığından gelen raporlar neticesinde planlı bir şekilde olduğunu göstermektedir. 7’nci Ordu’nun ricatına dair diğer bir görüş ise 8’inci Ordu’da meydana gelen çözülme sonucunda 7’nci Ordu’nun imha olmamak için geri çekilmek mecburiyetinde kaldığına yöneliktir.

Cevat Rıfat Bey, 7’nci Ordu’nun geri çekilmesini, savaşı kabul etmediği için düzenli bir geri çekilme olarak görmekte; bu kapsamda Liman Von Sanders’i de suçlayarak Mustafa Kemal Paşa’ya sözünü dinletemediğini ifade etmektedir. İddialarında daha da ileri giden Cevat Rıfat, cephe hattında İngiliz Ordusu Kumandanı General Allenby ile haberleşerek İngilizlerle anlaşıp savaşmayı bitirmeyi düşünen bir kişinin olduğunu ve bunun da Mustafa Kemal Paşa olduğunu kaleme almıştır.

Cevat Rıfat, savaşın gidişatını ve İngilizlerin yarma harekâtını birçok yönden, yanlış değerlendirmişe görünmektedir. Gerek yayımladığı tefrika da gerekse sonraki yazılarında, cephedeki olayları tam bir bütünlük içerisinde ifade edememiştir. O’nun ifadesinde yer aldığı üzere “7’nci Ordu’nun savaşı kabul etmeyip geri çekilmesiyle, İngiliz Ordusu 8’inci Ordu’nun sol kanadını yarmıştır” ifadesi bir kere olayları baştan yanlış tespit etmeye girmektedir. Bu tespiti yaptıktan sonra ileriki sayfalarda ise kendi verdiği bilgiyle çelişir ifadeleri yer almaktadır.

Aksine İngiliz Ordusu Kumandanı General Allenby’nin asıl ve hızlı taarruz noktası Tul-Kerem’de karargâhı olan 8’inci Ordu birlikleri üzerine olmuştur. İngilizler Osmanlı cephe hattının sağ kanadını (deniz tarafı) koruyan 8’inci Ordu’nun Akdeniz kıyı hattına yakın olması hasebiyle deniz kuvvetlerini, hava unsurlarını da etkili bir şekilde kullanmışlardı. Hakikatte İngiliz Ordusunun asıl taarruz noktası 8’inci Ordu kanadı olduğu için buraya 45.000 civarında asker sevk edilmişti. Müşterek bir harekât icrasıyla hızlı bir netice almak için İngiliz birlikleri ağırlıkla 8’inci Ordu’ya, diğer unsurlarıyla da 7’nci Ordu’nun Ordu cephesine yüklenmişlerdi.

Yine General Allenby’nin 8’inci Ordu kanadını taarruz noktası olarak seçmesinin sebebi, kendi karargâhının demiryolu güzergâhı olan Ramle’de olması ve 8’inci Ordu’nun konuşlandığı mıntıkanın da demiryolu hattında olması idi.

İngiliz Ordusunun Nablus Muharebesindeki cephe yerleşimine bakıldığında, cephenin solu ve en doğudaki 4’üncü Ordu cephesine bir tümen ve iki alay, cephe ortasındaki 7’nci Ordu cephesine bir kolordu ve iki tümen, en batı ve cephenin solundaki 8’inci Ordu cephesine ise bir kolordu altı tümen ve iki alay konuşlandırılmıştı. Bu yığınaklanma İngiliz Ordusunun asıl taarruz noktasının zaten gerek deniz kanadında olması gerekse demiryolu gibi en kritik hatta bulunmasından ötürü 8’inci Ordu olduğunu ortaya koyuyordu.

Nitekim General Allenby planladığı şekilde en kritik bölgeyi, hızlı ve güçlü bir taarruzla yararak gerek demiryolunu ele geçirmek gerekse donanma yoluyla gelen malzemelerle, doğu ve kuzey istikametinde ilerleyecek birliklerini rahatça ikmal etmeyi tasavvur etmiş ve başarmıştı.

İngiliz Ordusunun 7’nci Ordu cephesine de ikinci derece de önem verdiği ve buradan da hat yardığı aşikardır. Fakat Cevat Rıfat’ın iddia ettiği gibi cephe buradan yarılıp 8’inci Ordu’nun gerisine düşülmemiş; aksine 8’inci Ordu’yu sahil kanadını yaran İngiliz Tümenleri 8’inci Ordu cephesinin arkasına sarkmış ve 7’nci Ordu cephesine giren bazı birlikleri ile 7’nci Ordu’nun da cephe arkasına sarkmıştı.

Muharebenin ilk günü olan 19 Eylül’de 8’inci Ordu’nun 22’nci Kolordusu kendisinden yaklaşık on kat mevcudu çok olan ve bütün kuvvetleriyle hücum eden İngiliz Kolordusuna karşı ordu karargâhının bulunduğu Tul-Kerem hattına çekilmiş, müteakiben aynı gün 8’inci Ordu karargâhı İngiliz birliklerinin eline geçmişti.

Nitekim 8’inci Ordu’dan Mustafa Kemal Paşa’ya yazılan raporda, 22’nci Kolordunun Kalansava üzerinden ordu karargâhının olduğu Tul-Kerem tarafına ricat ettiği ve ordu sol cenahına da geri çekilme emri verildiği bildirilmişti. Bunun üzerine 8’inci Ordu Kumandanı Cevat Paşa, 22’nci Kolordu’ya son çekildiği hatları kesin bir şekilde savunma emri vermişse de 22’nci Kolordu mevcut ve yetersiz birlikleriyle hızla çözülmeye başlamış ve 8’inci Ordu karargâhı da İngiliz süvarileri tarafından çevrelenmeye başlamıştır.

Bu durum cephenin sağından çevrelenen 7’nci Ordu’nun da imha edilmesi ve karargahının işgale açık hale gelmesi anlamına geliyordu. Zira birlik sayısı itibariyle savunma hattı çökmüş bir ordunun bu şekilde savaşması, büyük oranda dirense de çok büyük zayiat vermesi yahut yok olmasına sebep olabilirdi.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa, Cevat Paşa’nın 8’inci Ordusunda vuku bulan bu geri çekilme hareketi neticesinde kendi birliklerini de peyderpey geri çekme emri vermiş ve bu durumu Yıldırım Ordular Grubu ile 4’üncü Ordu Kumandanlığına da bildirmişti. Liman Von Sanders ise cevaben yeni belirlenen geri çekilme hattına onay verdiğini ve ordu kumandanı Mustafa Kemal Paşa ile aynı fikirde olduğunu ifade etmişti. Yine 4’üncü Ordu’nun da çekilirken gerisini güvence altına almak için artçı kuvvetler görevlendirmesini ve güvenli bir şekilde ricat etmesi Liman Von Sanders tarafından Mersinli Cemal Paşa’ya emredilmişti.

İngiliz birliklerinin bu sırada 8’inci Ordu cephesinin gerisine ulaşarak 7’nci Ordu’nun da gerisine sarkmaya başlaması üzerine Mustafa Kemal Paşa doğrudan kuzeye çekilememiş ve ricat yolu kapatıldığı için Şeria Nehrinin doğusuna geçerek yani 4’üncü Ordu hattına girerek kuzeye çekilmişti.

Yine savaşın üçüncü günü Mustafa Kemal Paşa’nın 4’üncü Ordu Kumandanına gönderdiği telgrafla kuzey ricat yolunun kapalı olduğunu ve 7’nci Ordu’nun Şeria Nehrinin batı yakasında kalan birlikleriyle 8’inci Ordu’nun İngilizlerden kurtulabilen 125’nci Alayının kurtarılabilmesi için Bisan hattına yardım göndermesini talep etmişti.

Harp raporlarından takip edilen bu bilgiler, Cevat Rıfat Bey’in iddiasında yer aldığı üzere, “7’nci Ordu muharebe etmeden ve kimseye haber vermeden kuzeye çekilmişti ve hiç kimse bu durumdan haberdar değildi”, açıklamasını geçersiz kılmaktadır.

Bununla birlikte Ceva Rıfat iddialarının devamında 7’nci Ordu’nun, 4’üncü Ordudan ricat etmek için yardım istediğini kabul etmekte ve Cemal Paşa’nın 3’üncü Süvari Tümenini Bisan hattına yollayarak 7’nci Ordu’nun kuzeye ricatına katkı sağladığını belirtmektedir ki; yukarıda ki iddiasıyla da kısmen çelişmektedir.

Haddizatında İngilizlerin sayısal ve teçhizat olarak üstün kuvvetleri, üstelik müşterek (ortak) harekâtla kara, hava ve deniz kuvvetlerini etkin kullanmaları, bedevilerin ve İngiliz uçaklarının Osmanlı Ordusu’nun muharebe ve lojistik hatlarına yaptığı baskın ve bombalamalar; savaş meydanındaki gelişmelerin seyrini çok hızlı bir şekilde etkilemiş ve bu yenilgi kaçınılmaz olmuştu.

Osmanlı Ordusu ise savaşta var olan 5 uçağını dahi kullanmamış; Liman Von Sanders, hava keşif rapor alınamadığı için hem kendi birliklerinin hem de İngiliz birliklerinin durumu hava habersiz olunduğunu belirtmişti.

Dolayısıyla Cevat Rıfat’ın söylediği olaylar ve iddialar, savaşın gelişimi ve yaşanan olaylara bakıldığında subjektif yorumlar olarak öne çıkmaktadır. Haddizatında savaş esnasında iki İngiliz Tümeninin atış ve taarruz girişimlerine maruz kalsa da İngiliz birliklerinin üçüncü ve son sıraya bıraktığı kanat olması hasebiyle 4’üncü Ordu, muharebede etkin fayda sağlayamamış ve muharebenin ana temas hattından 100 kilometre doğuda kalmıştı.

Nablus Muharebesi’nde üç ordunun ve bünyesindeki kolorduların biraz daha dayanıklı ve sebat etmesi ile koordineli ve etkin bir haberleşme olması durumu olsaydı; bu savaşın böyle bir felaketle sonuçlanmayacağının açık olduğu ifade edilebilir. Savaş esnasındaki asıl gerçek ve eleştirilebilecek noktalardan biri şudur ki, üç ordunun ortak bir savunma yapmaya yönelik güçlü bir taktik içinde olmamaları ve savaş esnasında etkili haberleşme tesis edememeleridir.

Bunda paşalar arasındaki samimi olmayan ilişki biçimi kadar üç ordunun üst kumandanı olan Liman Von Sanders’in de etkili ve otoriter bir liderlik gösterememesinin payı vardır. Yine İngilizlerin taarruz noktaları, yığınaklanmaları, saldırı istikametleri ile lojistik, ulaşım ve haberleşme hatlarına olası baskınlara yönelik öngörüsüzlük tüm birlik kumandanlarının eleştirilebileceği bir husustu.

Cevat Rıfat Bey de iddialarının sonunda daha objektif bir yorum yapma niyetini belirterek ve daha uç bir analizden kaçınarak Nablus Muharebesi’nin kaybını; üç ordunun ortak bir savunma yapamamasına, 7’nci Ordu’nun düzenli geri çekilmek endişesiyle savaşmaktan kaçınarak ricat etmesine ve 8’inci Ordu’nun sol tarafının çevrilmesiyle bir an anda yok olup gitmesine bağlamıştır.

Nitekim savaşın hemen başlangıcında İngilizler, bedevilerin yardımı ile telefon ve telgraf bağlantı hatlarını etkisiz hale getirdilerse de bu öngörülebilir bir vaziyet olduğu için önlem alınması gerekebilirdi. Durum öylesine felaket idi ki Liman Von Sanders, 19 Eylül günü hariç 20-22 Eylül arası 8’inci Ordu’ya verdiği emirleri, 4’üncü ve 7’nci Ordu Kumandanları vasıtasıyla göndermişti. Üstelik 21 Eylül günü emrindeki tüm birliklerle bağlantısı birkaç saatliğine de olsa kopmuştu.

Fakat bu iki ordu da emirleri, 8’inci Ordu Kumandanı Cevat Paşa’ya çoğunlukla ulaştıramamış ve cephedeki diğer gelişmelerden habersiz kalan Cevat Paşa, zor şartlar altında kararlar almak zorunda kaldığı için taktiksel hatalarda yapmıştı. Haddizatında Osmanlı Ordusu’nun savaşta mevcudu en zayıf ordusu Cevat Paşa’nın 8’inci Ordusu idi. Konuya ilişkin dönemin gazetesi Tasfir-i Efkar’da 8’inci Ordu’nun yaklaşık 10.000 kişiden, 7’nci Ordu’nun ise 13.000 kişiden oluştuğunu belirtmişti.

Bununla birlikte savaşta daha az hasar olan 7’nci ve 4’üncü Ordu kumandanlarının geri çekilme stratejisi şu şekilde idi: Özellikle savaşın gidişatı esnasında zor durumda kalan özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın asıl düşüncesi, cephenin arkasında yeterli birliğin olmaması ve olası bir İngiliz harekâtında tüm Anadolu’ya kadar olan hattın, işgale karşı açık bir şekilde kalacağı endişesi idi.

Esasında cephe hattından en son çekilen 4’üncü Ordu Kumandanı Mersinli Cemal Paşa da cephe hattında durmanın Şam ve çevresini savunma açısından zor durumda bırakacağını düşünerek Dera ve müteakiben de Şam’a çekilmişti.

İki paşa da 8’inci Ordu’nun etkisiz kılınmasıyla oluşan ortamda İngilizlere karşı ölüm kalım savaşı ve savunmasını çetin bir şekilde vermeyip geri çekilmeyi tercih etmişlerdi. Fakat bu çekilmenin sonuçlarının daha büyük felaketlere yol açtığı da 40 gün sonra imzalanacak Mondros Ateşkesinde görülecektir.

Netice olarak 19-21 Eylül 1918 tarihleri arasında vuku bulan Nablus/Megiddo Muharebesi Osmanlı Ordusu’nun başarısızlığıyla ve tam bir felaketle sonuçlanmıştır. Bu savaş, Osmanlı Ordusu’nun ve devletinin başta Filistin/Suriye Cephesi olmak üzere tüm cephelerdeki kaderini siyasi ve askeri vaziyetini etkilemiştir. [19]

Son olarak şunu da söylemekte fayda var ki: Allenby’nin hatıralarında (daha doğrusu rapor) Mustafa Kemal’den bir cümle bile bahsedilmez. 

Referanslar:

1- Orhan Çekiç, İmparatorluk’tan Cumhuriyete 1918, Kaynak Yayınları, 4.Basım, s. 121-122

2- Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt:2, syf: 208

3- Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Sina-Filistin Cephesi 4. Cilt 2. Kısım, Ankara Genelkurmay Başkanlığı, 1986, syf: 614-615-616, Ref: ATASE Arşivi; No. 1/217, Dos, 311-E, s. 791-801. , ayrıca bkz: ATASE Arşivi; No. 1/217, Dos. 311-E, s. 779.

4- Aynı Genelkurmay eseri, s. 616-617-618

5- Liman Von Sanders, Türkiye’de Beş Yıl, Türkiye İş Bankası Yayınları, 5. Basım, Çeviren: Eşref Bengi Özbilen, s. 367

6-  Aynı Genelkurmay eseri, s. 618-619

7- Lord Kinross, Atatürk, Altın Kitaplar, Çeviren: Necdet Sander, s. 135

8- Kinross, a.g.e, s. 136

9- Aynı Genelkurmay eseri, s. 620

10- Von Sanders, a.g.e, s. 372

11- Enes Demir, Harp Raporlarına Göre Osmanlı Ordusu Filistin ve Suriye’den Nasıl Geri Çekildi?, Hiperyayın, 1. Baskı, İstanbul 2019, s. 52

12- Von Sanders, a.g.e, s. 373

13- Enes Demir, a.g.e, s. 52-53

14- Von Sanders, a.g.e, s. 376

15- Aynı Genelkurmay eseri ,s. 629

16- Von Sanders, a.g.e, s. 378,

17- Komutan Devrimci ve Devlet Adamı Yönleriyle Atatürk, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Ankara Genelkurmay Basımevi 1980, syf:84 Ref: As. T. ve Str. E. Bşk. Arş. Atatürk Özel Kutu. 7, Dos Z-10 Fih. 1-13

18- Enes Demir, a.g.e, s. 57

19- Enes Demir, a.g.e, s. 57-62