Damat Ferit Paşa ve İstanbul Hükümetleri İcraatları
Bugün bu yazımızda sizlere Kurtuluş savaşında Damat Ferit’in yaptığı icraatları anlatacağız. Bazı kesimin uydurduğu şekliyle “Damat Ferit Hain değildir” iddiasına reddiye niteliğinde bir yazı olacağından dolayı bu iddianın ne derece mesnetsiz olduğunu bu yazımızda açık bir şekilde göreceksiniz. Damat Ferit’in icraatları olarak nitelendirdiğimiz bu yazı da Mondros süreci ve sonrası; İstanbul’un işgali öncesi ve sonrasında yaşananları okuyacaksınız ve en sonunda ne olabileceğine açık bir şekilde siz karar vereceksiniz. Yazımıza başlamadan önce bu konu ile doğrudan bağlantısı olabilecek olan;
Bu yazımıza göz gezdirmeniz faydalı olacaktır diye düşünüyoruz. İlk olarak verdiğimiz linkte Kadir Mısıroğlu’nun Mondros mütarekesi Mustafa Kemal’in eseridir iddiasına verdiğimiz cevabı okuyacaksınız. Anlaşılacağı üzere Mısıroğlu’nun iddiası şuydu ki; Esasen Vahdettin Mondros’a Damat Ferit Paşayı göndermek istiyormuş… bundan anlaşılacağı üzere Mondros’ta var olandan daha iyi bir sonuç alınabilecekmiş gibi hazin bir çıkarıma götürülebilecek bu iddiasının ne denli Mustafa Kemal düşmanlığı içerdiğini söylememize bile gerek yok sanırım. Hal böyle olunca Vahdettin’i ya da İstanbul hükümetini Ulusçulara karşı pirüpak şekilde nasıl temize çıkardıklarını görmek alternatif tarihçilerin bu alanda ne denli çalıştığını bizlere göstermektedir.
Şimdi gelin, tam beş defa istifa edipte çoğunda hemen ertesi günü tekrar kabineye seçilen Damat Ferit’in neler yaptığına bir bakalım. Hemen öncesinde şunu hatırlatmamız da fayda var ki; Damat Ferit İngiliz hayranı (aynı Vahdettin’in olduğu gibi) biridir. Mustafa Kemal’e İngiliz ajanı diyenlerin subjektif iddialarına karşı bu yazı da Damat Ferit’in ne derece gerçekçi olarak Mustafa Kemal’in tam tersine gerçek bir İngiliz işbirlikçisi olduğunu çok acı bir şekilde göreceksiniz. O halde icraatlar nelermiş bakalım şimdi.
Mondros mütarekesi imzalandıktan sonra İngilizlerin mütareke koşulları sebebiyle İstanbul hükümeti ve ilişkileri konusunda ikili oynadıklarını Mondros Mustafa Kemal’in eseri mi? yazımızda sizlere anlatmıştık. Bu minvalde İstanbul hükümetinin İngilizlere kendisini teslim ederek ülkeyi değil de Padişahın kendisini kurtarmak istediğini 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan gemilerinin İzmir limanına çıktığı günden sonraki hareketleri ile açık bir şekilde görmekteyiz.
15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra hükümetinin istifasını sunan Damat Ferid Paşa’ya yeniden hükümeti kurma görevi verildi. Paşa 19 Mayıs 1919 tarihinde yeni bir hükümet kurdu. İstanbul’a işgal kuvvetlerinin geldiği ilk günlerde olduğu gibi Türk tarihinin en kritik dönüm noktalarından birinde daha ülke hükümetsiz kaldı. Damat Ferid Paşa, hükümeti kurmadan önce İngiliz Yüksek Komiserliği Baş Tercümanı Ryan ile görüşerek üstü kapalı bir şekilde destek istedi. Paris Konferansı’nın İstanbul’u da Türklerin elinden almasından endişe eden Damat Ferid Paşa, İngilizlerden teminat bekledi. Ancak Ryan, klasik sözlerle durumu geçiştirdi. İngilizler, İzmir’in işgalinin “protesto fırtınalarını” tetiklediğini geç anlayabildiler.
Damat Ferid Paşa Hükümeti gecikmeli olarak, 22 Mayıs 1919 tarihinde İtilaf Yüksek Komiserlerine bir nota vererek Yunan birliklerinin ivedi olarak İzmir’den çekilmelerini talep edebildi. Bu notada İzmir’de Yunanlılar yerine büyük devlet askerlerinin hüsn-ü kabul göreceği bildirildi. Ferid Paşa ve hükümetinin milli menfaatleri savunmak maksadıyla verdiği tepkilerde dahi bazı tutarsızlıklar ve yanlışlar söz konusuydu. Yunanlıların İzmir’den çekilmeleri talep edilirken büyük devletlerin işgallerinin ehven-i şer olarak görülmüş olması bu tutarsızlık ya da yanlışların eseriydi. [1]
Aslında anti-tezin burada dolaylı olarak söylemek istediği şey; Damat Ferit’in ülkeyi düşünen biri olduğudur. Dolayısıyla Ulusçuların bunun tam tersi olduklarına dair bir tez sunulmaktadır. Öyle ya; Vahdettin ne kadar temizse, onun kurduğu hükümetler de bir o kadar temiz olmalıdır. Ancak görülüyor ki; bu adam bukalemun gibi sürekli istifa edip ertesi günü hiçbir şey olmamış gibi tekrar hükümeti kurmaktadır. Bir duruşu olan adam tekrar tekrar hiçbir şey olmamış gibi devam eder mi? Bir değil iki değil… Dolayısıyla derdin ülke olmadığını buradan bile anlayabiliyoruz aslında. 15 mayıs günü ülke çok ciddi bir durumun içine girmiş. Beyefendi istifa peşinde. Sebep: Yunan niye İzmir’i işgal etmiş? Bu haliyle aslında vatancı gibi duruyor değil mi? Ancak bu adamın vatancı olduğunu falan düşünmeyin. Abdurrahman Bozkurt’un yazdığı gibi ülkeyi Yunanlılar gibi ne idüğü belirsiz kişilerin değil esasen İngilizlerin yönetmesi gerektiğini savunuyor bu haşmetli paşamız.
İşin daha güzeli Damat Ferit İzmir işgalinden neredeyse 2 ay önce Richard Webb’e bakın ne söylemişti:
Sadrazam Damat Ferit, 8 Mart’ta, Ali Rıza Paşa başkanlığında ikinci askerî mahkemeyi (savaş divanını) kurdurmuş; 9 Mart’ta, İngiliz Yüksek Komiser vekili Richard Webb’i görmeye giderek, kendisinin ve efendisi Padişahın, Tanrıdan sonra İngiltere’ye ümit bağladıkları yolundaki güvencesini yinelemişti. Bu görüşmeyi aynı gün İngiltere Dışişleri Bakanlığına yansıtan Webb, Damat Ferit’in ‘oldukça içten bir İngiliz yandaşı olduğunu’ bildirmişti. [2]
Yine İngiliz belgelerine göre, teşebbüsler son şeklini o yılın ilkbaharında da aldı. Sadrazam Ferid Paşa 30 Mart günü İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb’in makamına gitti ve Padişah adına geldiğini söyledi.
Sadrazam’a göre Osmanlı İmparatorluğu dünya savaşında sadece İngiltere tarafından mağlup edilmişti, dolayısıyla bir başka galip devlete, yani öteki müttefiklere boyun eğmek dayanılmaz bir hadiseydi. Paşa Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye tamamen boyun eğdiğini ifade etmek için gelmişti ve Webb’e “devletin çözülüşünün nasıl olması gerektiği” konusunda yazılı bir tasarı verdi.
Bu gizli tasarının ana maddeleri şöyleydi:
– Anadolu’yla Arabistan arasında kalan ve Türklerle meskün olan bölgelerin hâkimiyeti Padişah’a ait bulunacaktı.
– Arap ülkeleri özerk olacak ama dinî bakımdan Halife’ye bağlı kalacak, para basma hakkı padişahın elinde bulunacak, hutbe onun adına okunacak ve bu bölgelerde Osmanlı bayrağı çekilecekti.
– Hicaz bölgesi Avn ailesinde kalacak ama yanında 100 askerli bir Osmanlı siyasi temsilcisi bulunacak ve dış ilişkilerde İstanbul’la uyum içinde olacaktı.
– Medine’de bir Türk generalinin komutasında bir Türk garnizonu kalacaktı.
– Yemen’de savaş öncesi durum devam edecekti.
-Ermenistan bağımsız veya özerk bir Ermeni cumhuriyeti haline gelecekti.
-Bunlara karşılık İngiltere, iç düzeni sağlamak ve dışa karşı Osmanlı bağımsızlığını korumak üzere 15 yıllığına özerk bölgeler de dahil olmak üzere imparatorluğun gerekli bölgelerini işgal edecekti.
– İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki bütün istihkamlar yıkılacak, İngiliz birlikleri buraları işgal edecekti.
– İngiltere, Mısır örneğinde olduğu gibi Padişah’ın gerekli gördüğü nezaretlere İngiliz müsteşarlar atamasını “dostluk icabı” olarak kabul edecekti.
– Her vilayete 15 yıl süreyle valilerin yanında müsteşarlık edecek İngiliz başkonsolosları tayin edilecekti.
-Meclis seçimleri ve yerel seçimler İngiliz konsoloslarının kontrolü altında yapılacaktı.
– İngiltere başkentte veya taşrada maliye üzerinde denetim kurma hakkına sahip bulunacaktı.
– Kanun-ı Esasi doğu halklarının kabiliyetlerine uygun bir biçimde basitleştirilecekti.
– Padişah dış siyaset konusunda mutlak bir serbestliğe sahip olacaktı.
İngiliz tarafı Paşa’nın teklifini rüşvet olarak niteledi ve İngiltere’nin müttefikleriyle arasını açabileceği gerekçesiyle kabul edilemez buldu. [2a]
Görüldüğü gibi Mustafa Kemal İngiliz ajanı oluyor, ama bunlar olmuyor. Nasıl bir zihniyetleri var anlamak mümkün değil. Kaldı ki; İki ingiliz dostu Damat Ferit ve Mustafa Kemal bir an için bunu düşünürsek eğer; neden birbirlerini ezmek istesinler ki; ikisi de düşman kesilmişler birbirlerine ve Damat Ferit Paşa tam tersi olarak Kuvayi milliye’yi ezmek için Kuva-i İnzibatiye’yi kuruyor. [3] Her neyse biz devam edelim.
Yunan İzmir’e çıkınca Damat Ferit’in vatancı kesilipte Yunan işgaline karşı çıkmasını timsah gözyaşı olarak görmemek elde değil. Çünkü kendisi esasen işgale karşı değil; Yunanlıların işgaline karşıdır. Çünkü kendisi resmen eğer bir işgal olacaksa İngiliz askerlerinin bunu yapmasını talep etmektedir. Peki İngilizler Yunan’dan daha mı şefkatliler diye sormak gerekiyor burada Paşamıza. Öyle mi gerçekten?
Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb ise, 19 Ocak 1919’da Hariciye Müsteşar Yardımcılarından Sir Ronald Graham’a gönderdiği özel bir mektupta cür’etle şöyle diyordu:
“… Görünürde memleketi işgal etmediğimiz halde, şimdi valilerini tayin ediyor veya görevlerinden uzaklaştırıyoruz; polislerini yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermeni tutukluları işledikleri suçlara aldırmaksızın serbest bırakıyoruz. … demiryollarını sıkıca murakabemizde bulunduruyoruz ve istediğimiz her şeyi müsadere ediyoruz. … Politikamız, süngünün keskin ucuna dayanıyor. Halife elimiz altında bulundukça İslâm dünyası üzerinde ek bir denetleme aracına sahibiz… Bildiğiniz gibi Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor. …” [4]
Anlaşılıyor ki İngilizlerin de Yunan’dan aşağı kalır yanı yok…
İzmir’in işgalinden sonra başlayan direnişleri ve Mustafa Kemal Paşanın Anadolu’daki faaliyetlerini değerlendirmek üzere İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe ile görüşen Damat Ferid Paşa İzmir’de Yunan bölgesinin uygun bir şekilde belirlenmesi halinde yaşanması muhtemel sıkıntıların önlenebileceğini ifade etti. Damat Ferid Paşa, Yunanlıların Anadolu’da daha fazla ilerlemesini önlemek amacıyla sarf ettiği bu sözlerle İzmir’in kaybına razı olmuş izlenimi yaratıyordu. [5]
Ne demek oluyor Yunan bölgesinin uygun bir şekilde belirlenmesi, ne biçim bir vatanperverlik bu. Yunan İzmir’i işgal etsin ama fazla ileri gitmesin ne demek? Kaldı ki madem halkın yanındasın neden İngilizlerden baskı yüzünden 25 Mayısta yapılacak olan Beşiktaş ve Beyazıd meydanlarındaki mitingleri yasaklıyorsun. [5a]
Damat Ferit Paşa, İngiliz Yüksek Komiserliği yetkililerine İzmir’de Yunan İşgalinin önceden tahmin edilemediğini, bu işgalin kötü bir düşünceye dönüşebileceğini söyledi. Kutsal yerler üzerinde Padişah haklarının saklı kalmasını istedi. Ermenilere Doğu’da özerklik verilebileceğini ekledi. “Devletin akibetini bir an önce bildiriniz” dedi. Damat Ferit, benzer düşüncelerini, verdiği bir demeçte de tekrarladı. (Akşin: 300, 304; İstiklal: 21) ★ İçişleri Bakanı Ali Kemal, Fransız Yüksek Komiserliği’ne giderek, Fransızlar kabul ederse, Hükümetin Fransız mandasını kabule hazır olduğunu bildirdi (Akşin: 363; Jaeschke 1: 35). [6]
O kadar aciz bir adam ki; bütün her şeyi İngilizlerden talep ediyor. Yapılmayacağını bildiği halde hala İngilizlerden medet umuyor. Şuraya bakar mısınız? Kutsal yerler üzerinde Padişahın haklarını düşünebiliyor. Yunanın halka zulmü falan umrunda değil adamın. Ermenilere özerklik vermekte başka bir ihanet olayıdır tabii.
Şimdi bir de iddiaları şu ki; Damat Ferit Mustafa Kemal’i Samsun’a göndermiş ve arka çıkmış. Görende Mustafa Kemal’i Milli Mücadeleyi başlat bizi bu İngiliz belasından kurtar diyormuş gibi bir şey zanneder. Müstakil bir yazımızda bunu açıklayacağız ancak; yeri gelmişken burada bunu açıklamak istiyoruz.
Mustafa Kemal Havza’da iken, Ordu’nun silah depolarını açtırarak yerel halka çok miktarda silah dağıtmış; onları silaha sarılmaya ve bölgeyi işgale karşı savunmaya yüreklendirmiş; İstanbul’a ise, güveni yeniden kurmak için bu gibi davranışta bulunduğunu; 29 Mayıs’ta Kolordu Komutanlığına gönderdiği gizli telgrafta, ulusu savunmak için savaş hazırlıkları yapmalarını bildirmişti. 6 Haziran’da, İngiliz işgal gücü Başkomutanı General Milne, Osmanlı Savaş Bakanlığı’na gönderdiği sert bir emirle, Kemal’le meslek dostlarının geri çağrılmalarını; onların amaçlarının ne olduğunu o sırada anlamış olduğu Ordu müfettişliklerinin kaldırılmasını emretmiş; şöyle demişti:
‘General Kemal Paşa ile kurmayının illerde bulunmalarını gereksiz görüyorum. Tanınmış bir Generalle kurmayının bu sırada illerde dolaşmaları herkesi rahatsız ediyor. Askeri açıdan onların bu sahadaki çalışmalarını gereksiz görüyorum. General Kemal Paşa ile kurmayının derhal İstanbul’a dönmesi için emir vermenizi dilerim’.
Sadrazam Damat Ferit, verilmiş olan bu emrin değiştirilmesini Amiral Calthorpe’dan dilemiş; bu gibi yüksek rütbeli bir subayın Anadolu’da bulunuşunun kamunun kaygılarını yatıştırmak açısından gerekli olduğunu bildirmişti. Osmanlı Savaş Bakanı da yatıştırıcı bir yanıt göndermiş; Mustafa Kemal’in, Anadolu’ya, Rumlara yapılan Türk saldırılarını durdurmak ve silahları toplamak için bizzat Calthorpe’un vermiş olduğu emre göre gönderilmiş olduğunu; ayrıca, Kemal’in Ordu Komutanı olmadığını, Müfettiş olduğunu; dolayısıyla tehlikeli olmadığını bildirmişti. Ancak, bu sırada, Mustafa Kemal’in davranışlarından gittikçe kaygılanan General Milne, Calthorpe’un emrini vurgulayarak yinelemiş; Kemal’in İstanbul’a getirilmesinde direnmişti. Bunun üzerine, Savaş Bakanlığı bu emre uyarak Mustafa Kemal’i geri çağırmak zorunda kalmıştı. [7]
Bu konuyu ayrı bir müstakil yazıda detaylarıyla yazacağız bu yüzden bu makale de bu konuya şimdilik bu kadarıyla değiniyoruz. Bilinmesi gereken şey şudur ki; Damat Ferit kendi erkini korumaya çalışan biridir; o ikinci bir güç istememektedir. Bundan dolayı Mustafa Kemal’i Anadoluya git bizi kurtar gibi (Padişahın sözlerine paralel) bir düşüncesi asla bulunmamaktadır. Mustafa Kemal’in Anadolu’ya gönderiliş sebebi çok açıktır…
Bu sıralarda Damat Ferit Paris barış konferansına gidecekti. Paris’e ulaşan Osmanlı kurulunun Başkanı Damat Ferit, Barış Konseyi önüne çıkarak Türk savını öne sürmüş; savaş suçunu İttihat ve Terakki’ye yüklemiş; işgallere son verilmesini dilemişti. Haziran’da Konseye bir andaç sunan Ferit, Osmanlı Devleti’nin bölünmesine veya güdüm altına verilmesine karşı çıkmış; savaştan önceki sınırları istemişti. 25 Haziran’da, Barış Konseyi adına Fransa Başbakanı Georges Clemenceau, Damat Ferit’in andacına oldukça aşağılayıcı bir yanıt vermiş; şöyle demişti: ‘Türkler, öteki soyları yönetmede yeteneksizdirler… Türk soyuna mensup insanlar arasında iktisadi ve fikri devrim ve gelişmeye öncü olursanız her türlü yardımı sağlayabilirsiniz’. Bundan sonra, Barış Konseyi, Damat Ferit’e konferansın ertelenmiş olduğunu bildirerek, Osmanlı kurulunu adeta kapı dışarı etmişti. Ferit ve kurulu, hiçbir şey sağlamadan ve aşağılık bir duruma düşürüldükten sonra, 4 Temmuz’da Paris’ten ayrılmış; 15 Temmuz’da İstanbul’a dönmüştü. [8]
O kadar tutarsız bir adam ki, hiçbir şey alamadan geri döneceğini bildiği şeyleri söylemiş. Kendisini bir an Mustafa Kemal zannetti herhalde. Ancak böyle bile olsa, yani bunları söyleyen biri İngilizleri karşısına almış diye düşünür insan. Ancak hiç öyle olmadı. Geldikten sonra bile hala İngiliz destekli politikalarına devam edecekti. O zaman niye gittin diye sorarlar adama. Bu istekler İngilizleri karşına almak demektir. Peki gelince niye aynı şeylere devam ettin… Sorular yanıtsız çünkü Damat Ferit bütün yönleriyle yanlış çok yanlış bir adamdır.
Şevket Turgut Paşa, 1919 Haziran sonlarındaki bir tamiminde de Müslüman halkın, yedek subayların kumandasında İzmir havalisine, Yunanlıları tart etmek için akın etmekte oldukları, Yunanlılardan istirdat edilen yerlerin derhal askerî kıtalar tarafından işgal edilerek asayişin sağlanması istemiştir.
Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığındaki delegelerin Paris’teki Barış Konferansı’nın huzuruna çıkacakları sırada, Aydın cephesinde Yunanlılara karşı bir harekette bulunulmamasına dikkat edilmekte ve Harbiye Nezareti de barış müzakerelerinin aleyhte gelişmemesi için millî teşkilât ve hareketlerin önlenmesini istemekteydi.
Harbiye Nâzırı Şevket Turgut Paşa tarafından 19 Haziran 1919 tarihinde 14. KOR. Kumandanlığı’na gönderilen tezkirede, bazı milli teşkilatların Yunanlıların işgali altında bulunan yerleri geri almaya kalkıştıklarının haber alındığı belirtilmekte ve bu gibi hareketlerin sulh müzakerelerine zarar vereceği muhakkak görüldüğünden her türlü vasıtaya müracaatla mani olunması istenmekteydi. Harbiye Nâzırı, 22 Haziran 1919 tarihinde de 14. KOR. Kumanlığı’na aynı mahiyette bir yazı göndermiştir.
Yunan propagandası karşısında bazı tedbirler almaya çalışan Şevket Turgut Paşa, Kıtaat-ı Fenniye ve Kuvâ-yı Havaiye Müfettişliği’ne gönderdiği şifre ile Müslüman efrâdı askerlikten soğutmak için iâşe ve mahsûlâtın fenalığından ve çeşitli hizmetlerin ağırlığından bahisle, bunları firara sevk etmek için Rum ve Ermenilerin çalıştıklarının haber alındığını, böyle propagandalara meydan vermemek için efrâdın elbise ve iâşesine itina edilmesi ve mümkün olduğu kadar Rum ve Ermenilerle temas ettirilmemesine dikkat edilmesini istemiştir.
Harbiye Nâzırı Şevket Turgut Paşa, Yunan işgal ve mezalimi karşısında seferberlik ilânının lüzûmuna dair hükümete yaptığı tekliften bir netice alamayınca istifa etmiştir. Bu istifa üzerine, 29 Haziran 1919 tarihinde Ali Ferit Paşa Harbiye Nâzırlığı’na getirilmiştir.
Bu tarihlerde, Yunanlıların yapmakta oldukları zulümler bütün gayretlere rağmen durdurulamamış, bilâkis gelişme göstermiştir. Yunan mezalimine karşı hükümetin ve özellikle Sadrazam’ın hareketsizliği Şevket Turgut Paşa’ya kıyasla daha ılımlı tanınan yeni Harbiye Nâzırı Ali Ferit Paşa’yı bir süre sonra çileden çıkarmıştır. Ali Ferit Paşa da düşmanın istilâsını durdurmak, işgal bölgesindeki halkın can ve namuslarının korunması için Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı sıkıştırmaya başlamıştır. [9]
Görüldüğü üzere Damat Ferit Yunan işgaline karşı hiçbir şey yapmamıştır. Bütün her şeyi geçiştirmiştir ve kendi kabinesindeki insanları bile çileden çıkarmıştır. Hal böyle olunca Damat Ferit yok kurtuluş savaşını başlattı yok Mustafa Kemal’i destekledi. Hepsi palavra iddialar. Aksine Damat Ferit Paris’ten döndükten sonra İngilizlere daha fazla işgal hakkı veriyordu.
Padişah Vahdettin’in, Damat Ferit’in kışkırtmasıyla 19 temmuz 1919’da yayınladığı fermanla, anayasayı ihlal edeceğini ve bağlaşık devletlere Anadolu’da başka yerleri de işgal etme gerekçesini veriyordu. [10]
Görüldüğü üzere Damat Ferit çok vatanperver bir adam… Kim inanır buna? Ayrıca Damat Ferit 15 temmuz da İstanbul’a dönmesinin hemen bir gün sonrasında yani 16 temmuz da Veliaht Abdülmecit, Padişaha bir muhtıra veriyor ve hükümetin politikasını eleştiriyor. Alınmasını uygun gördüğü tedbirleri sıraladı: Anadolu’da ikilik çıkaran işgallere göz yuman Damat Ferit Hükümeti’dir. Padişah partiler karşısında tarafsız kalmalıdır. [11]
Başbakan Damat Ferit, Erzurum kongresi üzerine bir bildiri yayımladı; Paris Barış konferansı’nda bulunduğum 6 haftalık süre içinde Anadolu’nun yarattığı karışıklık çok üzücüdür. Milli Kongre hazırlıkları anayasaya aykırıdır. Men edilmelidir. (TV: 3604; İkdam, Zaman, Tas.Ef: Sabah, Tarık, Mem: 23; Gökbilgin I: 169)
Damat Ferit’in isteği üzerine, İçişleri bakanı, Erzurum Valiliği’ne Mustafa Kemal’in tutuklanmasını emretti. Vali Vekili Kadı Hurşit Efendi, “Gücünüz yetiyorsa gelin siz tutuklayın” cevabını veriyor. Valiler, Mustafa Kemal’in nerede olduğu ve ne işle uğraştığı yolunda İçişleri bakanının sorusunu cevaplandırıyor. Sivas: Buradan Erzurum’a gitmişti… Bitlis: Erzurum’da Millî Müdafaa cemiyetleriyle uğraşıyor olmalıdır. Van: İstifadan sonra Erzurum’da idi. Şimdi nerede ne yapıyor bilmiyorum. Erzurum: İkametgâhında kişisel işleriyle uğraşıyor. Dışarı ile nadiren görüşüyor… (Nadi: 52, 54)
Damat Ferit istifa ederek İkinci kabinesini tasfiye etti. Damat Ferit, ilk hükümetin 4 Mart’ta İkincisini ise 19 Mayıs’ta kurmuştu. Diğer siyasî kuvvetlerin yanında bir süreden beri Hürriyet ve İtilaf Fırkası da Hükümet’e cephe almış, partili bakanların istifasını istemiş ancak Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve diğer partili bakanlar bu isteğe yanaşmamıştı. Damat Ferit, bazı bakanlarını değiştirerek yarın 3. hükümetini kuracaktır. (İstiklal, Zaman, Tarık, Alemdar, Vakit, İleri, Mem, Tas.Ef: 21; Türkgeldi 1: 232) [12]
Daha 3 gün önce Moniteur Oriental ve başka gazetelere istifa etmeyeceğini söyleyen Damat Ferit [13] ufacık bir dara gelince hemen kendisini tasfiye ediyor ve ne hikmetse ertesi gün Padişah hazretleri onu tekrar başbakan yapıyor. Tam bir rezalet tam bir akıl tutulması. Olmuyor işte niye zorluyorsunuz.
Bundan sonraki süreç Ulusçulara karşı olunma sürecidir ve
bu yazımızda anlattığımız süreçte ilerlemektedir. Bu yüzden biz bu kısımda çok detay anlatmayacağız ancak şunu da yeri gelmişken ifade etmekte yarar var ki; Damat Ferit hükümeti ulusçularla ilişkiyi tam manasıyla kesecektir ve dahası üzerlerine gidip onları yok etmek için elinden geleni yapacaktır. Cebesoy hatıratında Damat Ferit kabinesinin 2 Ekimde düşmeden bir gün önce Ulusçuları destekleyen halka karşı nasıl zulmedildiğini bakın şöyle yazıyor:
1 Ekimde hükûmeti merkeziyenin son gayret ve faaliyetleri Eskişehir’in içinde de görülmüştü. Mutasarrıf Hilmi Bey evvelce ilân ettiği idare-i örfiye salâhiyetinden istifade ederek İngilizlerle birlikte halka işkence yapmağa kalkışmıştı. Ayrıca halkı milli kuvvetler ve kumandanları aleyhine teşvik için yeni bir yol tutturmuştu. Milletin kesesinden on bin liradan fazla para sarfederek aleyhimizde suikast teşebbüslerine girişmişti.
Kumandan Kiraz Hamdi Paşa’da mutasarrıftan aşağı kalmıyordu. Damat Ferit Paşa’dan geniş salâhiyetler istiyor, takip ve asayiş livasını teşkile muvaffak olmuş gibi bir durum takınıyordu. Eskişehir’in içinde başlamış olan bu menfi faaliyet düşmek üzere bulunan bir kalenin son günlerini andırıyordu.
Fedakâr Eskişehirliler bütün tazyiklere rağmen yılmıyorlardı. Mahallî hükümeti devirmek için bir kere daha harekete geçmişlerdi. Bu maksatla 1 Ekimi 2 Ekime bağlayan gece ertesi günü büyük bir kalabalık toplanması için duvarlara ilanlar yapıştırılmıştı. 2 Ekimde hükümet kuvvetlerinin ve İngiliz müfrezelerinin mümanaatlerine ve tazyiklerine rağmen halk toplanmıştı. Eğer bu esnada Damat Ferit Paşa Kabinesi’nin istifa ettiği haberi gelmemiş olsaydı, çok kanlı sahnelere şahit olacağımız muhakkaktı.[14]
Ulusçulara düşman olduğu ve onları tasfiye etme sürecinde Damat Ferit, ayrıca, ulusal akımı ezmek için Diyarbakır, Harput ve Muş Kürtleriyle entrika çeviriyor, daha önce muhalefette iken uzun süre temas halinde olduğu ve Mustafa Kemal’e karşı yardımda bulundukları takdirde, Kürdistan’a Osmanlı koruyuculuğu altında özerklik vaat ettiği İstanbul’daki Kürdistan Teali Cemiyetine güveniyordu. [15]
Hatta bu süreç içerisinde çok takdire şayandır ki; Paşa 1286 ile 1306 doğumluları silah altına çağırarak bazı merkezlerde tedip kuvvetleri teşkil etmek istemiş,hatta ermenilerden ücretli olarak gönüllü kayıtlarına başlamıştı. [16]
Damat Ferit’in bu ermenileri askere alma işine biz hiç şaşırmadık tabii ki. Çünkü 1. hükümetinden bu yana Ermenileri Türklere karşı koruduğunu çok açık bir şekilde biliyoruz.
Damat Ferit’in iktidara gelmesinden sonra (1. Damat Ferit Erki), devlet Ermeni davasının peşine düştü. Hükümet sözcüleri tehcir edilen Ermeni ve Rumları eve yerleştirmekle iftihar ediyorlardı. Bir gensoruya verilen cevaptan öğreniyoruz ki, 21 Aralık 1918 tarihine kadar 19.695 Rum ve 23.420 Ermeniye mukabil, sadece 252 Müslüman iskân edilmişti. Oysa büyük çapta göçlere sahne olan Doğu Anadolu’da yurdundan yuvasından edilen, evi barkı ateşe verilen Türk sayısı, tehcir edilen Rum ve Ermeni sayısından çok daha fazla idi. [17]
Bilindiği gibi Damat Ferit hükümeti 2 Ekimde istifa etmişti ve şaşırtıcıdır ki tekrar ertesi günü başa gelmedi. Yeni hükümeti Ali Rıza Paşa icra edecektir. Ancak onunda ömrü fazla uzun olmayacaktır. İngilizlerin baskısına daha fazla dayanamayan Ali Rıza Paşa Hükümeti, Yunan ilerlemesini ve sansürü protesto ederek istifa etti. Ali Rıza Paşa Hükümeti, Damat Ferit’in Anadolu ayaklanması karşısında yenik düşmesi üzerine 2 Ekim 1919’da kurulmuştu. Damat Ferit’in iş başına getirilmesi için İstanbul’da yoğun çalışmalar yapılıyor, ancak Anadolu’dan gelecek sayısız telgraflar ve Mebuslar Meclisi’nin isteği ile Padişah başbakanlığı kısa bir süre için Salih Paşa’ya verecek, 8 Mart’ta açıklanan bu hükümet de 2 Nisan’da istifa edecektir. (İkdam, Akşam, Tas. Ef, Vakit, İfham, PS, İleri, YG: 4; Öğüt: 5, 8; İr. Mil: 8; Nutuk, ves. 341 “Dünkü İtilaf notasından dolayı”; Rey: 270; Türkgeldi 1: 254) [18]
Net bir şekilde görüldüğü gibi Damat Ferit asla erkten çekilmiyor ve istifaları sadece geçici oluyor. Salih paşa’nın ömrü de sadece 1 ay kadar olacaktı.
5 Mart’ta İstanbul’da bütün gün, kimin başbakan yapılacağı konusunda tahminler yürütüldü, çalışmalar yapıldı. Damat Ferit, Ali Kemal, Rahip Fru, İçişleri eski Bakanı Mehmet Ali ve başkaları, Damat Ferit’in Baltalimanı’ndaki köşkünde ve Ali Kemal’in evinde yoğun çalışmalar yaptılar. Meclis Başkanı Celalettin Arif Bey, Padişahı ziyaret etti. Vahdettin, milletle kendi arasında tam bir uyum olduğunu söyledi. (İfham: 6; İkdam, Vakit: 7; MMZC: 250; Söylev I: 290-291) [19]
Haydi buyrun! Mustafa Kemal’i İngiliz ajanlığı ile suçlayanlar; yok Frew ile görüştü yok onla görüştü diyerek ipe sapa gelmeyen suçlamalarda bulunuyorlar. Peki Ferit Paşa’nın kendi evinde Rahip Frew ile görüşmesine de bir şey diyecek misiniz acaba? Bunu sizin paşa gönlünüze bırakıyoruz… ve devam ediyoruz.
Hükümet buhranına geçici bir çözüm bulundu. Salih Paşa Hükümeti açıklandı. Ali Rıza Paşa Hükümeti, İngilizlerin baskısı, Hükümet’in açıklamalarını bile yasaklayan Müttefik sansürü ve Yunan ilerlemesi sebepleriyle 3 Mart’ta istifa etmişti. Anadolu’dan İstanbul’a çekilen binlerce telgrafta, milli amaçlara uygun bir hükümet kurulması istenmiş, Meclis de yeni bir Damat Ferit hükümeti ne yurdun tahammül edemeyeceğini Padişah’a bildirmişti. Padişah bunun üzerine, Ali Rıza Paşa Hükümeti’nde Bahriye Bakanı olan Salih Paşa’yı hükümeti kurmakla görevlendirmek zorunda kalmıştı. Salih Paşa Hükümeti de Müttefiklerin baskısına ancak 25 gün dayanabilecek, 2 Nisan’da istifa edecektir. Dördüncü Damat Ferit Hükümeti 5 Nisan’da kurulacaktır. [20]
Şaşırdık mı? Tabii ki hayır! Padişah hazretleri Damat Ferit olmadan yapabilirler mi? Yeri gelmişken söyleyelim. 16 Şubatta Mebuslar Meclisinde Edirne Mebusu Şeref Bey, İzmir’in işgalinden dolayı Damat Ferit’i sorumlu tutuyor Damat Ferit hükümetinin yargılanmasını isteyecekti. [21] Görüldüğü gibi İzmir’in işgalinden Damat Ferit’in sorumlu tutulduğu aşikardır. Hal böyle olunca Damat Feritçilerin bu adamı nasıl temize çıkarmak istediklerini çok acı olarak görmekteyiz.
Salih Paşa hükümeti, her yandan gördüğü baskılara dayanamayarak 3 Nisan’da erkten çekilmek zorunda kalıyor; yerine, 5 Nisan’da, dördüncü Damat Ferit Kabinesi atanıyordu. Altı gün sonra, Şeyhülislâm Dürrizade El Seyyid Abdullah’ın Ulusçulara karşı fetvası basında çıkıyor; buna 16 Nisan’da, Ankara’da, Börekçizade Mehmet Rıfat Efendi’nin fetvasıyla karşılık veriliyordu. Damat Ferit, Ulusal Akım’ı yok etmek amacıyla Ahmet Anzavur ve kimi Kürt önderlerini, özellikle Seyid Abdülkadir’i kullanmak yönüne gidiyor; bu konuda İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck’e danışıyordu. Amiral Robeck, ‘Kürdistan ve Anadolu’da Ulusal Akım’a karşı bir akım yaratır ve İngiliz hükümetinin Kürtlerle meskûn ülkelerini kışkırtmayacak olursa’, buna yandaş görünüyordu. [22]
Damat Ferit bu sefer tam İngiliz desteğini alıyor görünüyor ve Ulusçuları ezmek için kararlı. Bu yanlış politikaları kendi çevresine de etki ediyor ve ne yaparsan yapsın tek yaptığı şey nefret kazanmak olacaktır.
Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiseri Robeck’le görüştü. Anadolu Harekatına karşı Anzavur’dan başka İzmit, Bolu, Trabzon, Kayseri, Harput taraflarına da bazı kişilerin sevk edileceğini, paşalığa yükselttikleri Anzavur için İngilizlerden silah, milliyetçiler aleyhine yayımlanacak ferman ve fetvaları Anadolu’ya dağıtmak için uçak istedi. Padişah’ın çevresindeki bazı kişilerin uzaklaştırılmaları gereğinden söz etti. İngilizlerin onaylayacağı bir biçimde çalışmaya söz verdi. Yüksek komiser, silah isteğini General Milne’e ulaştıracağını, istenilen uçakların durumunu incelettireceğini, Anadolu’ya gizli ajanlar gönderilmesine yardım etmeyi vaat etti. Padişah’ın çevresindeki bazı kişileri uzaklaştırmanın çok ileri gitmek olacağını söyledi. Damat Ferit, Ayyıldız Cemiyeti’nin üyelerine karşı ortaklaşa tedbirler almak üzere bu kimselerin adlarını gizlice yüksek komisere bildireceğini de söyledi. (Tarih: 8 Nisan 1920) [23]
İngilizler onaylamasa Damat Ferit ne yapar? Tam bir İngiliz uşağı bu adam. Tabii bu sırada İstanbul Müttefiklerce bilfiil olarak işgal ediliyor. O kısmı anlatmayı lüzum görmüyoruz. Doğrudan Damat Ferit üzerine ilerliyoruz bu makalemizde.
Tabii bu sürecin içinde bir de Sevr gibi bir bela vardır. Bu yüzden Damat Ferit’in bu sevr sürecinde nasıl bir rol aldığına bakalım şimdi de.
İstanbul hükümeti bütün bu hükümlerine rağmen Sevres’e niçin imza koydu?
Telâş içindeki Ferid Paşa duyduğu korku yüzünden anlaşmanın imzasını kaçınılmaz hissetti, “Ne kurtarabilirsek kârdır” diye düşündü. Hem çevresine, hem padişaha bunu telkin etti ve delegeler porselen fabrikasının salonunda metni imzaladılar.
Paşa’nın Sevres sonrasında antlaşmanın Anadolu’da uygulanma şansını soranlara verdiği cevap Osmanlı tarafının antlaşmayı kabul etmemesi veya uygulayamaması halinde ortaya çıkabilecekler konusunda duyduğu endişeleri açık biçimde göstermektedir. En büyük korku, her zamanki gibi yine İstanbul’un elden gitmesi üzerinedir:
“…Eğer reddedersek Istanbul’u derhal Yunan askerinin istilâ edeceği şimdi okunan telgraftan anlaşıldı. İmza edersek Yunan askeri gelmeyecek. Hep birden, elbirliğiyle çalışarak Anadolu’daki isyanı bastıralım ve hem de Cenâb-ı Hakk’dan ümid ederim ki bastırırız. Hiç değilse böyle bir ümit kapısı açık bulunuyor. “ [24]
Gördüğünüz gibi adamın sadece derdi sarayı kurtarmak yani İstanbulu. Anadolu falan umrunda değil adamın.
Öte yandan, Damat Ferit güçlükler içinde kıvranıyordu, çünkü bu kadar sert bir antlaşmayı imzalamasını kendi yandaşlarından bile ancak küçük bir azınlıktan başka kimsenin desteklemesini bekleyemezdi. Bu nedenle ilkin, ne olursa olsun, antlaşmayı imzalamayacağını; Türk savını savunmak amacıyla bizzat Paris’e gideceğini açıklamıştı. 29 Mayıs’ta Robeck’in İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gizlice ve acilen bildirdiğine göre Damat Ferit, Türk savını İngiltere Başbakanı David Lloyd George’a anlatmak amacıyla en erken vakitte Paris’e gitmeyi önermiş; şunları eklemişti:
‘Türkiye’nin güdüm altına verilmesi kararı alınırsa, Fransa’nın çürük ve Amerika’nın uyrukları yönetimde deneysiz olması nedeniyle, Padişahtan en son köylüye kadar tüm Türkiye’nin bu güdümün İngiltere’ye verilmesini içtenlikle desteklemektedir‘. [25]
Söylenecek söz var mı bu ifadelere. Zaten seni güdüm altına almışlar. Fransa’yı ya da Amerika’yı istemişin istememişsin farkediyor mu? Sana verdikleri küçücük bir yer. Hatta öyle ki Ahmet İzzet Paşa bakın ne diyor?
…Bu antlaşma uygulamaya konulunca, fiilen ve maddeten artık bir Osmanlı Devleti kalmazdı. Antlaşma hükümlerine göre Trakya (Edirne), İzmir, kısmen Bursa vilayetleri Yunanistan’ın, doğu vilâyetleri Ermenilerin eline geçiyor, Karadeniz vilâyetleri ve sahil kasabaları üzerinde eski Pontus hükümeti canlandırılıyor, memleketin geri kalan kısmı tripartite antlaşmasıyla üç galip devletin ihtiras ve faydalanma pençesine veriliyor; İstanbul, Boğaz Komisyonu’nun işgal ve yönetimi altında bulunacak bir kuşak araziyle Anadolu’dan ayrılmış, halife ve padişah da bunun içinde kuşatılmış ve hapsedilmiş bulunuyor. Bazı özel maddelerle de maliyemiz yabancı denetimi altında, hükümetin yargı hakkı sınırlı ve hatta hiç yok, gayrimüslim azınlık Müslüman çoğunluğun üstünde egemen, hatta başlarına bela, ordu aylıklı on beş bin erden ibaret, bu da yabancı denetimi altında bulunacağından, millet kısa bir zamanda doğuştan sahip olduğu cesaret ve mertlikten uzaklaşmaya mahkûm. [26]
Daha ne güdümünden bahsediyor… İyi ki Ulusçular var ki metin yürürlüğe konulmadı. Bundan dolayı bu ucubenin kabul görmemesinin altında anadolu hareketinin andlaşma metnini silah ve kanla yırtmış olması yatar. [27]
Peki Damat Ferit ne yaptı?
Beşinci ve son Damat Ferit Hükümeti… Kabinede Sevr Anlaşması’nın imza kararına karşı beliren hoşnutsuzluk üzerine, istifa ederek bakanlar kurulunu tasfiye eden Damat Ferit, anlaşma konusunda sorun yaratmayacak üyelerden yeni bir hükümet kurdu. İlk hükümetini, Üçüncü Tevfik Paşa kabinesinin istifası üzerine 4 Mart 1919’da kurmuş, İzmir’in işgali olayı üzerine 19 Mayıs 1919’da İkinci Hükümetiyle kabineyi yenilemiş, 21 Temmuz 1919’da üçüncü hükümetini kurmuş, Anadolu’da gelişen hareketle baş edemeyince 30 Eylül 1919’da istifa ederek yerini Ali Rıza Paşa Hükümeti’ne bırakmıştı. İstanbul’un işgali üzerine 5 Nisan 1920’de dördüncü defa başbakanlığa getirilen Damat Ferit’in bu beşinci hükümeti, Anadolu Hareketini öğütle çökertme kararı aldı. Bunu başaramayınca 17 Ekim’de istifa ettirilecek ve yerini Dördüncü Tevfik Paşa Hükümeti’ne bırakacaktır. (Dersaadet, İleri, İkdam, Alemdar: 1 Ağustos; TV: 3918; MN 1922: 182; Göztepe: 337) [28]
Anlaşıldığı üzere Ferit paşa bu antlaşmayı imzalamak istiyordu.Ancak kabinedeki hoşnutsuzluğu gidermek için her zamanki yaptığı şeyi yapacaktı ve yine istifa edecekti. Güzel taktik değil mi?
Böylece, İstanbul yönetiminin dileklerine kulak asılmamış ve Osmanlı kurulu, 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştı. İmzadan önce, İstanbul kurulu, antlaşmayı imzalamak için hükümetinden kesin yönerge almadığı için antlaşmayı imzalamayı geciktiriyordu. Bunun üzerine, kurula eşlik etmekte olan İngiliz Albayı Sir Edward Cadogan’in 10 Ağustos’ta kurula verdiği ve güvence sayılan bir mektup üzerine antlaşmayı imzalamış; bir süre sonra da onlara imza yetkisi veren talimat Paris’e ulaşmıştı. Damat Ferit, antlaşmayı imzalamayı kabullenmekle hem kendi yurduna hem insanlığa yardımcı olduğuna; gerçekte başka çıkar yol olmadığına; bunu imzalamamanın karşılığının felâket olacağına inanmıştı. Bu konuyla ilgili olarak İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Koramiral Sir John de Robeck’le 16 Temmuz’da görüşürken, Kemalistlere karşı savaşmak ve ülkede düzeni yeniden kurmak için İngiltere’nin yardımını dilemiş; anlaşmayı imzalama kararında göstermiş olduğu yüreklilikten ötürü onu kutlayan Sir John de Robeck, antlaşma onaylanır onaylanmaz, Türkiye’de düzenin yeniden kurulması için İngiltere’nin işbirliğinde bulunacağı yolunda Sadrazama güvence vermişti. Robeck, ayrıca, Mustafa Kemal’in, Türkiye’nin tek umudunun ‘Bolşevik desteğine dayandığı biçiminde dış ülkelerde propaganda yaptığını öne sürerek, bu propagandaya etkili biçimde karşı konulmasının önemine değinmiş; Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiserinin görüşlerine katılmıştı.
Yine bu görüşme sırasında, Damat Ferit, Yüksek Komisere şu önerilerde bulunmuştu: Antlaşma koşulları gereğince 15.000 erden oluşacak küçük bir ordu kurmak; ayrıca, Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmakla ilgili olarak, Osmanlı Savaş Bakanlığı’nca hazırlanmış olan iki planı, o Bakanlıkta görevli İngiliz Generalleriyle birlikte gizlice incelemek. Sadrazamın iddia ettiğine göre, İstanbul’daki Kürt önderleri, ‘Mustafa Kemal’e karşı koymaya can atıyorlardı. Damat Ferit, Türkiye’deki işgal orduları Başkomutanı General Milne’le de ilişkilerini sürdürüyordu. [29]
Siz buna ihanet demiyorsanız ne diyorsunuz bilemem. Damat Ferit hakkında en net makaleyi yazdığımıza inanıyoruz. En son olarak kendi döneminin bayındırlık bakanı olan Dr. Cemil Paşa’nın Damat Ferit’e gönderdiği mektubu yayınlayalım:
Sadrazam Damat Ferit Kabinesi’nde Bayındırlık Bakanı bulunan ve Sadrazam’ın diktatörce davranışlarına dayanamayarak istifa eden Dr. Cemil Paşa, 27 Temmuz 1336 (9 Ağustos 1920)’ de, Damat Ferit’e, oldukça ilginç ve açıklayıcı bir yazı gönderiyor; bu yazının bir sureti İngiliz İstihbarat Servisi’nin eline geçiyordu. 22 Eylül tarihli İngiliz gizli istihbarat raporuna bakılacak olursa, Dr. Cemil Paşa, mektubunda, İstanbul valisi olarak yaptığı görevden yorgun düşerek, biraz dinlenmek için İsviçre’ye gitmeyi dilediğini; ama Salih Paşa Kabinesi erkten düştükten sonra, ülkenin yönetimsiz kalmak tehlikesini göz önünde tutarak, Damat Ferit’le işbirliği yapmayı ve kimi koşullarla Bayındırlık Bakanlığı’nı kabullendiğini kaydediyor; koşulları şöyle açıklıyordu:
‘Bu koşullara göre, bir yandan gerçek ulusal çıkarlarla, öte yandan kişisel hırs ve çıkarlar arasında ayrım yapılmalıdır. Bu denli bir politika izleyenler doğru yola getirilmeli veya cezalandırılmalıdır. İç güven sağlanmalı ve dış ülkelerde sağlanacak en iyi koşullara göre barış yapılmalıdır. Bu koşulları sağlamak için Sadrazam’ın tek başına eyleme geçmemesi; öteki Bakanlarla danışmalarda bulunması gerekiyordu. Ama siz bu koşulların hiçbirini yerine getirmediniz ve çoğu kez, meslektaşlarınıza danışmadan, hatta bilgi vermeden davrandınız. Böylece, hükümetin etkisini yıktınız ve onun mali durumunu büyük bir tehlikeye düşürdünüz’.
Yazısını sürdüren Cemil Paşa, Sadrazam’ın beğendiği kişileri önemli görevlere atayarak onlara büyük maaşlar verdiğini öne sürüyor, şöyle diyordu:
O kadar çok usulsüzlükler ve hatalar işlediniz ki, hükümetin saygınlığı, gerek içeride gerekse dışta, büyük bir darbe yemiştir. Kuva-i İnzibatiye, komutan olarak yetenekli adamlara gereksiniyordu, ama tek başınıza davranarak, eşkiyalardan oluşan bir güç topladınız. Buna karşı sık sık protestoda bulundum, ama dinlemediniz. Padişah’ın saygınlığına zarar getirdiniz. Bu Kuva-i İnzibatiye’nin başarısızlığa uğraması oldukça kötü bir izlenim yarattı.
Siz Paris’te iken, İçişleri Bakanı’na danıştıktan sonra, konuyu Bakanlar Kurulu’na sundum; Bakanlar Kurulu ve Padişah, bu gücün kaldırılması kararını verdiler. O anda Paris’ten döndünüz ve Kabine’nin ilk toplantısında, Kuva-i İnzibatiye’nin devamında direndiniz. Bugüne dek bu güce 600.000 lira harcanmıştır; ayrıca 1.200.000 liraya daha gereksiniliyor. Bu parayı, kişisel olarak atadığınız adamlara dağıtmayı diliyorsunuz. Devlet bütçesini kurutuyorsunuz. Şirket-i Hayriye olayı da hissedarlara 2 milyon lira kaybettirecekti, ama işin farkına varan Padişah buna son verdi.
Halkı, barış koşulları ve genel af konularında aydınlatmak amacıyla Anadolu’ya bir öğüt kurulu gönderilmesini önermiştim. Buna karşı çıktınız ve yaptığınız işler hakkında bizi karanlıkta bıraktınız. Basın sıkı bir sansüre tabi iken, size yaltaklanan Peyam-ı Sabah gazetesi, size övgüler yağdırıyor; sanki Ulusçularla gizli bir anlaşmamız varmış gibi bize ve öteki Bakanlara saldırıyor ve siz buna göz yumuyorsunuz. Buna bir son vermenizi diledim, ama bunu yapmadınız. Sizinle işbirliği yapmak olanaksız olduğundan, görevimden çekilmek kararını aldım. İzlediğiniz yöntem, gerek içeride gerekse dışarıda, halk ve ulus için oldukça ciddi sonuçlar yaratacaktır’.
‘NOT: Ferit bu belgeyi alınca, onu Padişah’a sunmamış; Arşivlere yerleştirilmesi için Babıali sekreterliğine tevdi etmemiştir. Yazının aslı hala Sadrazamlık Dairesi’nde, Damat Ferit’in özel masasında korunmaktadır. [30]
Son olarak size; Vahdettin’in kızı Ulviye Sultan ile evlenen Ahmet Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday’dan Damat Ferit Paşa’nın Vahdettin’i nasıl kandırdığını gösteren bir metni sizlere sunuyoruz:
Kayınpederim Sultan Vahideddin Han’ın el yazısı düzgün ve işlekti. Mûsikide de istidadı ve behresi vardı. Kendisine uzun müddet Başkâtiplik etmiş olan Ali Fuad Türkgeldi merhumun da adı geçen hatırâtında belirttiği.gibi:
<<<Sultan Reşad’la Vahideddin beyninde bir mukayese yapılınca Sultan Reşad fıtraten zeki sayılmazsa da zannolunduğu gibi idraksiz de değildi. Şuuru yerinde ve hafızası metin idi.
Sultan Vahideddin ise, bilakis cin fikirli ve seriül-intikal olup yanına girince insanın ruhundaki inbisat ve inkıbazı gözlerinden hisseder ve: «Bugün sizin canınızın bir sıkıntısı var» derdi. Fakat ifrat derecedeki tevehhüm ve tereddüdü bu meziyetlerini örterdi. Sultan Reşad’ın kalbi daha temiz, tabiyatı daha halîm olup kendisi kimseyi incitmezdi. Sultan Vahideddin ise, asabî ve hiddetli mizaçlı olup arasıra adamlarına bağırır ve fakat hiddeti çabuk geçerdi. Sultan Reşad uzun sözden sıkılır, dinlemek istemezdi. Sultan Vahideddin ise kendisine söylenen bir sözü sonuna kadar dinlerdi. Sultan Reşad Selâmlık resmine güler yüzle çıkar ve selâma duran askerî ve mülkî erkândan her birini basma kalıp birkaç sözle tatyib ederdi. Sultan Vahideddin ise dairesinde ne kadar nâzik ise hariçte de o kadar barid görünürdü. Selamlığa gidiş ve gelişinde başını önüne eğip hiç kimseye iltifat etmeksizin çatık çehre ile geçerdi. Vükelâyı toplu olarak kabul ettiği sırada gözlerini kapayıp her kelime ağzından birer ikişer dakikada çıkmak suretiyle ve hafif sesle birkaç söz söylerdi. Vükelâdan çoğu kendisinin iyi söz söylediğine değil, hatta läkırdı söyleyebildiğine bile kani değildi. Fakat bir adamı birkaç kere yanına kabul edip kendisine alıştıktan sonra gittikçe açılarak bazen bir saat muntazam söylerdi. Bu suretle harice karşı celb-i kulub edemezdi..>>>
Rahmetli Ali Fuad Türkgeldi, Başkâtibi bulunduğu yeni Padişahı pek güzel anlamış ve kendisini üstün bir ruhiyatçı gibi nazarlarımızda canlandırmıştır. Gerçekten kayınpederim Vahideddin Han Başkâtibinin anlattığı mizaçta, hem zeki hem mütereddid ve vesveli bir hükümdardı. Kültür ve tahsil derecesine gelince bunu da yine Ali Fuad Türkgeldi merhum şu şekilde anlatıyor:
<<<Sultan Vahideddin biraderi Sultan Reşad kadar Arapça ve Farsça’ya vakıf değil ise de, O’nun da Fıkha intisabı vardı. Okuduğunu iyi anlardı. Kitabeti ve imlâsı düzgündü. Fikirlerini kâğıt üzerine koymakta zahmet çekmezdi. Yazıyı kurşun kalemle yazardı.>>>
Başkâtip Beyin bu görüşünde de isabet vardır. Bende kayınpederim Vahideddin Han’ın kızı eşim Ulviye Sultan’a hitaben yazdığı kısa bir mektubu ile yine ona verilmek üzere kaleme alınmış bir hesap pusulası var. Padişah bu iki el yazısını da kurşun kalemle yazmıştır. Yazılar son derecede güzel olduktan başka işlek bir yazı örneği olarak da kabul edilebilir. Demek ki, son Osmanlı Padişahı gerçekten okur, yazar bir İslâm hukuku bilgini imiş. Böyle olduğu halde, nasıl olup da eniştesi Damat Ferid Paşa gibi bir kimsenin sözlerine kandı? Hele Başkâtip Ali Fuad Türkgeldi merhumun hatıratında göze çarpan bir nokta var ki, bu cihet hesaba katılınca Hünkar’ın bu izahı zor itimadına büsbütün şaşmamak elden gelmiyor. Bakın rahmetli Başkâtibi Sultan Vahideddin Han’dan bahsederken ne diyor:
<<<Sultan Vahideddin bir gün bana:
– Benim kimseye kin ve garezim yoktur. Bir adama ne kadar hiddetim olsa, gelip bana iltica edince hiddetim geçer. Yalnız iki kişi hakkında kinim geçmez: Biri Sultan Aziz’in välidesi büyük valde, diğeri de Said Paşa. Abdülaziz’in validesine: <<Çariçe» derdi. Said Paşa hakkında bu derece kininin sebebini anlayamadım. Sultan Vahideddin yalnız sevmediği adamların yüzünü görmek ve kendilerini huzura kabul etmek istemezdi.>>>
Yalnız kayınpederim Sultan Vahideddin’in Ferid Paşa hakkındaki anlaşılmaz iptilâsını aklı başında vükelâsı da, bizler gibi, yakınları da, hatta bendegânının ve yaverlerinin büyük bir çoğunluğu da hiçbir vakit anlayamamışlardır. Şu kadar ki, benim gibi Padişah’ın damadı sıfatıyle pek yakınında bulunanlar bir şeyden şüpheleniyorduk: Bu da enişte Paşa’nın Hünkar’ı kendi uydurması birtakım muhayyel tehlikelerle karşı karşıya bırakıp O’nu korkutmak suretiyle birtakım emellerine muvaffak olabildiğidir. Meselâ Damat Ferid Paşa Padişahı, şuna kesin olarak inandırmıştır ki, İstanbul’u işgalleri altında bulunduran düşmanlar ancak kendisi iş başında yani iktidarda bulunduğu müddetçe Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yumuşak davranacaklardır ve şayet kendisi iktidardan uzakta bulunursa henüz barış yapmamış düşmanlar gayet insafsız hareket edecek, Türkiye’ye kan kusturacaklardır. Zira gerek İngilizler, gerekse Fransızlar ancak ve ancak kendisine itimat etmekte, Devlet dizginlerini O’nun idare etmesini arzulamak-tadırlar. İşte enişte Paşanın Sultan Vahideddin Han’ın gözleri önünde canlandırdığı umacı bu realitedir. İşin asıl tuhaf tarafı, yukarıda Başkâtibinin yaradılış itibariyle zekâsından bahsettiği Sultan Vahideddin’in bu gözboyacılığa bütün varlığı ile inanması, eniştesinin bu oyununa gelmesidir. Sultan Vahideddin Han gibi müvesvis, mütereddid, her şeyden şübhelenen, her kelimeyi ağzından ölçü ile çıkaran bir vehimli Hükümdar bütün bu safsatalara nasıl inanıyordu? İhtimalki bu sâdece Ferid Paşa’nın eseri değil, Padişaha oyun etmek isteyen İngilizlerin birtakım gizli kuvvetlerle gerçekleştirdiği bir yalandı. Öyle bir yalan ki o günkü şartlar içinde bunu anlamak, görmek cidden imkânsızdı. Bu hususta belki de harbin hâlâ meçhulü olan bir çok sebep vardır.
Bu hususta yakınen şahid olduğum ve rahmetli babamın ağzından işittiğim, tipik bir hâdiseyi tarihe tevdi edeyim:
Damad Ferid Paşa’nın Sadrazam bulunduğu günlerde Padişah Vahideddin Han babam Tevfik Paşa’yı huzuruna davet ederek kendisine gâyet gizli ve ehemmiyetli bir vazife vereceğini söylemiş. Padişah’ın yavaş yavaş ve dakikada belki bir veya iki kelime söyleyerek bahis mevzu ettiği bu gâyet gizli mes’ele şu imiş: İstanbul’daki düşman işgal kuvvetlerinin Başkumandanı İngiliz Generali Harrington, Sadrazam Ferid Paşa’ya İngiltere’nin İstanbul Şehri’ni boşaltmaya karar verdiğini ve müttefiklerini de kendisi gibi harekete zorladığını, bunun için de bazı şartlar ileri sürdüğünü söylemiş. Ferid Paşa bu müjdeyi kendi iş bilirliğinin bir başarısı olarak Padişah’a iletmiş. Hünkâr da babamın bu meseleyi mah-remâne bir şekilde öğrenmesi için İngiliz generali ile görüşmesini irâde etmiş.
Babam Tevfik Paşa bu Padişah irâdesiņi alınca biraz şaşalamış olmakla beraber Padişah’ın arzusunu yerine getirerek İngiliz generali Harrington’u görmeğe gitmiş ve mes’eleyi kendisine çıtlatmış. Harrington hayretler içinde kalmış ve:
<<<<- Altes, ben bir askerim, siyasetle uğraşmam. İstanbul’un tahliyesi İngiliz Kabinesi’nin karar vereceği bir mes’eledir. Bu hususta bana herhangi bir tebligatta bulunulmamıştır.>> demiş.
Babam süklüm püklüm Saray’a dönerek Harrington’un cevabını Padişah’a arzetmiş ve bunu Ferid Paşa’nın uydurmuş olabileceğini izah etmek istemiş. Fakat, Sultan Vahideddin Han bu izahat karşısında hafifçe tebessüm ederek:
<<<- Bu mes’ele o kadar mahrem bir şey olmalıdır ki, İngilizler bunu sizden bile gizli tutmak istemiş olabilirler.>>> cevabını vermiş!.. [31]
Damat Ferit makalemizi burada bitiriyoruz. Umarız net bir şekilde bu şahsın kim olduğunu anlatabilmişizdir size.
REFERANSLAR:
1- Abdurrahman Bozkurt, İtilaf Devletlerinin İstanbul’da İşgal Yönetimi, Atatürk Araştırma Merkezi, s. 256
2- Salahi R. Sonyel, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2008, Cilt 1, s. 133, Ref: İDA, FO 371/4141/40280
2a- Murat Bardakçı, Şahbaba, Turkuaz Yayınları, 2. Baskı, Eylül 2022, s. 150-151
3- Salahi R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki Eylemleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s. 70
4- Dr. Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş savaşı ve dış politika, Türk tarih kurumu yayınları, 1973, syf: 44
5- Abdurrah Bozkurt, a.g.e, s. 259-260 Ref: İstanbul İngiliz Yüksek Komiserliği’nden İngiliz Hükümeti’ne 23 Temmuz 1919 Tarihli Telgraf”, FO, 371/4227, 107802
5a- Zekeriya Türkmen, İstanbul Mitingleri, Berikan Yayınevi,Mayıs 2007, s. 47
6- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1994, Cilt 1, s. 261
7- Salahi R. Sonyel, Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2010, s. 41-42
8- Sonyel, …Mustafa Kemal,Vahdettin…, a.g.e, s. 45
9- Mustafa Turan, Yunan Mezalimi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1999, s. 233-234
10- İkdam, Zaman, Tasvir-i Efkâr, Sabah, Memleket gazeteleri, 27.7.1919 ayrıca bkz: Sonyel, Mustafa Kemal Atatürk, C:1, s. 305
11- Zeki Sarıhan, a.g.e, c1, s. 384
12- Zeki Sarıhan, a.g.e, c1, s. 387-388
13- Zeki Sarıhan, a.g.e, c1, s. 385
14- Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, Kasım 2019, İstanbul, s. 286
15- Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politikası, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1973, Cilt 1, s. 212 Ref: FO/4193/163719, Robeck’ten Curzon’a yazı No: 2311/M. 2507, İstanbul, 9.12.1919
16- Cebesoy, a.g.e, s.259
17- Necdet Sevinç, İstiklal Harbinde Etnik İhanet, Kariyer Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, Eylül 2019, s. 168
18- Zeki Sarıhan, a.g.e, c2, s. 404
19- Zeki Sarıhan, a.g.e, c2, s. 409
20- Zeki Sarıhan, a.g.e, c2, s. 415
21- Zeki Sarıhan, a.g.e, c2, s. 379
22- Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat…, a.g.e, s.69
23- Zeki Sarıhan, a.g.e, c2, s. 473 Ref: Şimşir II: 26; Sonyel: 212; Kürkçüoğlu: 70. Jaeschke 1: 97’de ve Baytok 100’de böyle bir görüşmenin 7’de yapıldığı kayıtlıdır.
24- Bardakçı, a.g.e, s. 165
25- Sonyel, …Mustafa Kemal,Vahdettin…, a.g.e, s. 101
26- Ahmet İzzet Paşa, İstiklal Harbinin Gerçekleri – Feryadım, Timaş Yayınları, Cilt 2, İstanbul 2019, syf: 217
27- Bardakçı, a.g.e, s. 165
28- Zeki Sarıhan, a.g.e, c3, s. 150
29- Sonyel, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, a.g.e, s.666
30- Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat…, a.g.e, s.98-99-100
31- İsmail Hakkı Okday, Yanya’dan Ankara’ya, Sebil Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 1994, s. 379-383