,

Medeni Bilgiler Ve Atatürk’ün El Yazılarında İslamiyetin Mütaalası

Önsöz

Bu makaleyi yazarken ki amaç hem Atatürk hakkında birtakım iddialara kaynaklar eşliğinde cevap vermek, hem de Atatürk üzerine çokça tartışılan konulardan bir tanesine açıklık getirmektir. Belki bazılarınız duymuştur; anti-Kemalistler tarafından sıklıkla ortaya atılan bir iftira var: ‘’Atatürk

Medeni Bilgiler adlı eserinde İslam dinine saygısızlık, hakaret etmiştir!’’ Argümanları ise Atatürk’ün el yazmaları; peki bu el yazmalarında

İslamiyet’in kendisine saygısızlık ve hakaret var mı? Bu el yazmaları Atatürk’ün kendi düşünceleri mi? El yazmalarında Atatürk’ün anlatmak istediği şey ne, eleştirdiği şey ne? Bu eleştiriler Atatürk’ün dinsiz olduğunu gösterir mi? Bu makalede el yazmalarda gerçekten İslam dininin kendisine bir hakaret, saygısızlık olmadığından bahsetmenin yanı sıra bu sorulara değinip cevap vermeye çalışacağız.

El Yazılarının Değerlendirmesi:

El Yazısındaki Metin:

‘’Türkler arapların dinini kabul

etmeden evvelde büyük bir

millet idi. Arapların dinini kabul

ettikten sonra bu din ne

arapların ne aynı dinde bulunan

acemlerin ve ne de mısırlıların

Türklerle birleşip bir millet teşkil

etmelerine hiçbir tesir etmedi

hilafet Türk milletinin milli

rabıtalarını gevşetti. Milli

hislerini, heyecanlarını çökertti

bu pek tabii idi. Çünkü

Muhammed’in kurduğu dinin

gayesi bütün…’’

Öncelikle burada tarihsel bir eleştiri var. “Türkler Arapların dinini kabul etmeden öncede büyük millet idi” bu bir görüş değil, tarihsel bir gerçek

çünkü İslamiyet öncesinde Türkler çok büyük devletler kurmuşlardır Göktürkler, Hunlar en büyük iki örnek. Dikkat edersek el yazısında ‘’daha’’

kelimesi yer almıyor eğer yer alsaydı bir aşağılama olarak anlaşılabilirdi, fakat yer almadığı için burada bir aşağılama veya saygısızlık olduğunu

söylemek yanlış ve iftira olacaktır. “Hilafet Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti” Tarihsel olarak baktığımızda yanlış bir söz değil; çünkü ‘’hilafet’’

kavramı 4 halife döneminden sonra İslam’ın özünden uzaklaşmaya başlamıştır, en bariz sebebi ise 4 halifeden sonra hilafet kavramının

saltanata dönüşmüş olması.[1] Atatürk’ün bu eleştiri ve tespitinde ne kadar haklı olduğunu kendisinin İslamiyet ve İslam tarihi konularındaki derin ve

engin ilim seviyesi ile doğrulayabiliriz; ki bu ilim seviyesi bu konu üzerine okuduğu kitaplardan anlaşılmaktadır. Mesela birkaç örnek verelim:

–Filibeli Ahmet Hilmi/ Tarih-i İslam, Rumi 1326- Miladi 1911[2]

–Leon Caetani/ İslam Tarihi, Miladi 1924 (9 Cilt) [3]

–M. Şemsettin Günaltay/ İslam Tarihi, Miladi 1925 [4]

El Yazısındaki Metin:

‘’Milletlerin fevkinde bir Arap milliyeti

siyasetine mümkün oluyordu. Bu

Arap fikri ümmet kelimesi ile ifade

edilir. Muhammed’in dinini kabul

edenler kendilerini ümitmeğer

hayatlarını Allah kelimesinin her

yerde yükseltilmesine hasret

etmeye mecburdurlar bununla

beraber Allah’a kendi milli lisanında

değil Allah’ın Arap kavmine

gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve

münacatta (duada) bulunacaktı

Arapça öğrenmedikçe Allaha ne

dediğini bilemeyecekti. Bu vaziyyet

karşısında Türk milleti birçok asırlar

ne yaptığını, ne yapacağını

bilemedikçe bir kelimesinin…’’

“Milletlerin fevkinde bir Arap milliyeti siyasetine mümkün oluyordu” bu söz İslam dinine karsı değil tam aksine İslamiyetin siyaset oyuncağı haline

getirilerek yozlaşmasına ve yozlaştırılmasına sert bir eleştiri olarak söyleniyor ki bunu sözün geri kalanından anlayabiliriz mesela “Allah’ın Arap

kavmime gönderdiği Arapça kitap ile ibadette bulunacaktı Arapça öğrenmedikçe Allaha ne dediğini bilemeyecekti” Kur-an’ı Kerim Arapça inmiş

bir kitap neden Arapça indi çünkü Arap yarımadasına indi. Ama sonraki asırlarda İslamiyet diğer kıtalara yayıldı fakat kuran Arapça olarak kaldı

dolayısıyla Arap olmayan Müslüman toplumlar kuranı okuyamadığı için gerçek anlamını da bilemiyordu dolayısıyla dinin özünü de ögrenemiyorlardı. Sözü bir bütün olarak değerlendirdiğimiz takdirde ‘’Arap milliyeti siyaseti’’ sözleri ile başlayan eleştirinin doğru ve yerinde bir eleştiri olduğunu anlayabiliyoruz. El Yazısında geçen ‘’Allah kelimesinin yükseltilmesi’’ kelimesi kuranda yer alan ‘’ila-i kelimetullah’’[5] (Allah Kelimesini yükseltme) ifadesi ile İslam dinine yapılan çağrı anlamına gelmektedir ve ‘’Allahtan başka ilah yoktur’’ ilkesi ile temellendirilmiştir.[6]

Yani Allah kelimesini yükseltmek Müslümanlar için bir görevdir. Atatürk’e göre bu görevi yerine getirmenin Müslümanlar için en uygun yolu ilim, fen

alanlarında ileri düzey olmaktan geçer.[7] Dolayısıyla Atatürk’ün el yazısında Türklerin müslüman olduktan sonra bu görevin siyaset ile yerine getirilmeye çalışılmasını ve ‘’Allah kelimesini yüceltme’’ anlayışı doğrultusunda oluşturulan dünya siyasetini eleştirmiştir. Bir önceki el yazısı

ile beraber ele aldığımız vakit anlıyoruz ki: Atatürk bu dünya siyaset anlayışının Türk Milletinin ulusal bağlarını gevşettiğini savunmaktadır.

El Yazısındaki Metin:

‘’Manasını bilmediği halde Kur’an-ı

ezberlemekten beyni sulanmış

hafızlara döndüler. Baslarına

geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk

milletince karışık cahil hocalar

ağzıyla atȩş ve azap ile müthiş bir

muamma halinde kalan dini hırs ve

siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir

taraftan arapları zorla emirleri altına

aldılar bir taraftan Avrupa’da Allah

kelimesinin ilahi parolası altında

Hıristiyan milletleri idareleri altına

geçirdiler fakat onların dinlerine ve

milliyetlerine ilişmeyi

düşünmediler.’’

“Türk milleti Birçok asırlar ne yaptığını bilemedikçe, bir kelimesinin manasını bilmediği halde kuranı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler”

Bu cümledeki anahtar sözcük “manasını bilmediği” sözcüğüdür. Atatürk’ten önce halk kuranı okuyamıyordu çünkü halk arası konuşma dili sade ve saf Türkçe, Kur’an ise Arapça idi. Kuranı okuyup anlamadan dini sadece hocalardan dinleyerek veya eskilerden kalma gelenekler ile özünü bilmeden, ne olduğunu bilmeden, gerçek anlamını bilmeden dinin gerçek anlamını ve özünü yasayamayacağı için; Yaşasa bile bunun kurana göre bir anlamı veya faydası olmayacaktır. Unutmamak gerekir ki halk Kuran’ın kendisini, düşünerek okumadan dinin esasında ne olduğunu anlayamaz ve bilemez. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuz takdirde bu sözde dine ve dinin özüne herhangi bir hakaret olmadığını tam tersine daha önce dediğim gibi dinin yozlaşmış haline ve halkın inandığı dinin özünü, gerçek anlamını bilmeden ezbere hareket ediyor olmasına sert bir eleştiri olarak söylenmiş oluyor. Ki Atatürk bunu gördüğü için halkın inandığı dinin gerçek anlamını öğrenmesi için çaba sarfetmiştir. Bu çabalara birkaç örnek verecek olursak eğer şu yapılanları sayabiliriz:

–Ahmet Hamdi Akseki tarafından yayınlanan ‘’köylüye din dersleri’’ isimli

kitabın satışına 1928 yılında devlet tarafından yardımcı olunması.[8]

–1933 yılında Kuran’ın tercüme ve tefsir ettirilip devlet matbaasında

basılması.[9]

–1931 ve 1932 yıllarında camilerde hafızlara Türkçe kuran okutması.[10]

“Başlarına geçebilmiş haris serdarlar Türk milletince karışık cahil hocalar ağzıyla atȩş ve azap ile dini hırs ve siyasetlerine alet ettiler” pek açıklamaya

gerek olacak bir şey olduğunu sanmıyorum çünkü gayet acık bir şekilde “hırs ve siyasetlerine alet ettiler” ifadesi geçiyor yani sözün İslam dininin

esaslarına hakaret içermediği, doğrudan doğruya bir takım hocalar tarafından dinin çıkar için kullanılmasına ve siyaset gibi kirli bir oyuna alet

edilmesine karsı söylendiği gayet acık ve net.

Genel Değerlendirme:

Medeni Bilgiler kitabında din ile ilgili kısımları değerlendirirken bir bütün olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır, ki El Yazılarındaki metinler

Atatürk’ün Laiklik tanımı ile bağlantılıdır. Atatürk kitapta laiklik ilkesini şu şekilde tanımlamaktadır: “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet

idaresinde bütün kanunlar, kurallar ilmin çağdaş uygarlığa sağladığı esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı

etkeni görür.” Atatürk bu tanımı yaptıktan hemen sonra Türk halkının samimi dindar ve derin iman sahibi olduğunu söylemiştir.[11] Buna mutabık

hem ikinci hem de üçüncü el yazısında “siyaset” kelimesi geçiyor. Kitapta yer alan Laiklik tanımını da dikkate aldığımız takdirde bu el yazılarındaki

eleştirilerin dine karşı değil; dinin siyasete alet edilmesine, idari işlere alet edilmesine karşı yapıldığını söyleyebiliriz. Netice olarak bu el yazılarını gösterip ‘’Atatürk dini el yazılarında reddetmiştir’’ tarzı sözler doğru değildir.

Gelelim bu el yazıları Atatürk’ün kendi düşüncelerimi sorusuna; kendi düşüncesi olsa dahi bu el yazılarında dini reddetme veya dinsizlik belirtme

olmadığını açıklamıştık. İlgili kitabın en başında geçen “Kendisi Fransızcadan ve Türkçeden okuduklarına bu tercümelerden de istifade

ederek, bazı konuları bizzat yazmış veya bizlere yani bana ve genel sekretere

dikte ettirmiştir.” [12] Cümlesinden anlaşıldığı üzere Atatürk bu el yazıları yaptığı okumalar üzerinden yazmıştır, yani bu yazılar Atatürk’ün kendi

düşüncesi değildir. Dahası el yazılarındaki “Arap dini”  “Arap milliyeti siyaseti” gibi kelimeler kitaplaşırken Atatürk’ün bilgisi ile değiştirilmiştir.

Notlar:

[1] Saltanat kavramının İslamiyet’e aykırı olması hakkında bkz. Şura,38

[2] Anıtkabir Atatürk Kitaplığı, No:185

[3] Anıtkabir Atatürk Kitaplığı, No:208

[4] Anıtkabir Atatürk Kitaplığı, No:1906

[5] Tevbe,40

[6] Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kuran Kültürü, İlgi Kültür Sanat yayın, 13.bas,

s.317-318

[7] Kasapoğlu, a.g.e, s.318-319; Sadi Borak, Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev

Demȩç Yazışma ve Söyleşileri, Ankara, 2004, s.208; Ali Sarıkoyuncu, Atatürk Din ve Din

Adamları, TDV yayınları, 9.bas, s.15

[8] BCA, 51 0 0 0, 3-17-5

[9] BCA, 30 10 0 0, 26-150-19

[10] Kasapoğlu, a.g.e, s.127

[11] Mustafa Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm yayınları, 2.bas, s.87;

Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazmaları, Türk Tarih Kurumu yay, 4.bas, s.56

[12] Afet İnan, a.g.e, s.3; Atatürk, a.g.e, s.21-22

Arşivler:

-Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri (BCA)

-Anıtkabir Atatürk Kitaplığı Arşivi

Yararlanılan Kaynaklar:

-Atatürk, Mustafa Kemal, Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yay, 2.baskı

-Borak, Sadi, Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev Demeç̧ Yazışma ve

Söyleşileri, Ankara, 2004

-İnan, Afet, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazmaları, Türk Tarih Kurumu yay, 4.baskı

-Kasapoğlu, Abdurrahman, Atatürk’ün Kuran Kültürü, İlgi Kültür Sanat yayın, 13.baskı

-Meydan, Sinan, Atatürk İle Allah Arasında, İnkılap yay, 6.baskı

-Özakıncı, Cengiz, Atatürk’ün Elyazılarında “Arap Dini” ve “Arap Peygamberi”

(Söylentiler ve Gerçekler), YouTube “Tarihin Bilinmeyen Yüzü”

-Sarıkoyuncu, Ali, Atatürk Din ve Din Adamları, Türk Diyanet

Yazan : Barış Dinçer

Instagram: https://www.instagram.com/barisdincer03