–
Bu yazıda Mustafa Kemal Paşa’nın; İslam Devletleriyle ilişkisini, Emperyalizme karşı Doğulu masum devletlerle işbirliğini, İslam Devletleri hakkındaki sözlerini ve barış hakkındaki sözlerini aktaracağım. İyi okumalar dilerim. Başlamadan önce Kemalist hareketin, Kemalist devrimin mazlum ve ezilen devletler için ne kadar önemli olduğunu anlamak gerekmelidir.
Halil İnalcık: İngiltere’yi korkutan iki hareket vardı: Biri Mustafa Kemal’in millî ayaklanması, diğeri Bolşeviklik. [1]
“Kemalizm, müstemlekeciliğe karşı bir isyandır… Kemalizm millî kurtuluş hareketlerini henüz tahakkuk ettirmemiş milletler için daima bir ideal ve bir ideoloji kaynağı teşkil edecektir…” [2]
Anıl Çeçen: “Kemalist Devrim, emperyalizme karşı tüm mazlum uluslara bir kurtuluş ışığı yakıyordu. Çağımızın iki büyük devriminden birisi olarak, dünyanın birçok ülkesine ufuk taşıyor ve geleceğin daha dengeli bir dünya düzeni için öncülük ediyordu. Sonraki yıllarda antiemperyalist kurtuluş savaşı veren dünyanın ezilen ülkeleri, Mustafa Kemal ve Kemalist Devrim modelini örnek alarak çağdaşlaşma yoluna girebilmişlerdir. Kemalist devrim, Türk ve İslam dünyasına çağdaş bilim ve hukuk düzeninin taşınmasıdır.” [3] Kemalizm, en başından sonuna kadar anti-emperyalist bir anlayışla hareket etmiştir Mustafa Kemal, 7 Temmuz 1922 tarihinde, Sovyet elçisi Aralov’un, İran elçisi Mümtazüddevle İsmail Han onuruna verdiği bir yemekte dile getirmiştir; “Türkiye’nin mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türki ye âzim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete er dirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir” [4]
Tunus’ta yayınlanan, 8 Ocak 1921 tarihli Lir gazetesi şöyle diyordu: “Beş asırdan beri İslamiyet’in yükselmesi için çarpışan Kahraman Türk Milletine son zamanlarda Allah Mustafa Kemal Paşa’yı gönderdi.” [5]
Mustafa Kemâl, Asya memleketlerini emperyalizme karşı ortak mücadeleye çağırdı. (…) Hint toplumunun değişiminde de, Atatürk devrimleri örnek alındı.[6] Öte yandan Mustafa Kemâl devrimi, yalnız Müslümanlar için değil, Hindu aydınları için de bir ilham kaynağı olmuştur. [7] O Müslümanların gözünde önemli bir İslami figür, bir kahraman haline gelmiştir. İslam’ın Kılıcı (Seyf-ul İslam), İslam’ın Aslanı (Esed-ül İslam) olarak vasıflandırılmıştır. [8] “İslam’ın Kılıcı” ifadesi, 1922’de sadece İngiliz basınında değil, Amerika ve Avustralya basınında da yer edinmiştir. [9]
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında emperyalistler karşısındaki üstün başarılarıyla, İslam dünyasının dikkatini çekmiştir. Müslümanlar o dönemde Mustafa Kemal’in Allah tarafından görevlendirilen yüce bir kişilik olduğuna inanmışlardır. Mustafa Kemal’i çok sevdikleri gibi onu kendi milli kahramanları olarak görmüşlerdir. Zeki Velidi Togan‘akulak verelim: “Bombay’da bir camiye girmiştim. Duvarına ‘Zinde bad Mustafa Kemal’ diye yazılmış bir levha asılmış olduğunu gördüm. Mihrabın sol tarafında da iki rahle üzerinde Kur’an’ı Kerim ile Mesnevi bulunuyordu. Yani Hindistan Müslümanları Mustafa Kemal’i kendi milli kahramanları sayıyordu.” [10] Müslümanlar, halife ile beraber açıkça Mustafa Kemâl’i desteklemeye başladılar; ümitlerinin Ankara’da olduğunu gördüler. (…) Hint Müslümanları gözlerini tamamen Ankara’ya çevirdiler. (…) Şimdi Mustafa Kemâl, emperyalizme karşı mücadelenin kahramanı olarak görülüyordu. (…) Mustafa Kemâl’e katılmak için gönüllü toplanmasına karar verildi. [11] Her fırsatta dünya Müslümanları Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan minnettarlıklarını sunmaya çalışmışlardır. 18 Temmuz 1922’de Hindistan Karaçi’de buluşan Müslümanlar, bu toplantıda İslam adına dövüşen Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın cesareti dolayısıyla kutlanmasını kararlaştırmıştır. [12] Mustafa Kemal Paşa‘da Nutuk’ta İslam dünyasının sevgi ve saygısını kazandığını şöyle ifade etmiştir: “Bu hizmetlerimden dolayı milletimin sevgi ve saygısını kazandım. Belki bütün İslam dünyasının sevgi ve saygısını da kazanmış bulunuyorum.” [13]
Mustafa Kemal‘in kontrolündeki Hakimiyet-i Milliye gazetesi 28 Ocak 1920 tarihli sayısında Hint Müslümanlarından şöyle söz etmiştir: “Hint Müslümanlarının bizim için yaptıklarını sonuna kadar unutmayacağız. İslam dünyasının yardımı Avrupa’nın vahşi emperyalizmini korkunç bir kuvvetle sarmış ve uçurumun kenarında bulunan bize bir dayanak meydana getirmiştir. 60 milyon Hint Müslümanı Mısır, Cezayir, Fas, Afgan, Türkistanlı Türkiye’nin geleceği ile ilgileniyor.” [14]
Milli Mücadelenin uzun vadede İslam dünyasına kazandırdığı en önemli olgu tüm toplumu içine alan ve genel bir örgütlenmeye dayanan milli nitelikli direniş eyleminin başarılı olacağı inancıdır.[15] Atatürk; 26 Nisan 1920’de şöyle demişti:Bu bir halk hareketidir; onun desteği olmazsa bu hareket ölür. Biz aynı zamanda bütün İslam dünyasının yardımına dayanıyoruz. Müslüman ırklardan en son hür kalan, Türklerdir ve İslam dünyası da onların hür kalması için gayret edecektir. Düşmana karşı koymak için üzerlerine düşeni yapacaklarına dair, diğer memleketlerdeki Müslümanlardan birçok teminatlar almaktayız. Bunların çoğunluğu Britanya tarafından fethedilen ülkelerde yaşamaktadırlar ve şimdi bizi ezmek isteyen de Britanya’dır. İslam’a karşı açtıkları Haçlı seferlerinin en sonuncusuna geldik ve bugün İslam, tehlikeye karşı müteyakkızdır. [16]
Mustafa Kemâl’in önderliği altında Anadolu’da milli ve seküler bir cumhuriyetin ortaya çıkması, bütün İslam dünyasını temellerinden sarsan gelişmelerin başlangıcıdır. [17]
Atatürk halkı tek bir çatı altında birleştirmek amacıyla teknisyenliğini kullanarak zamanın koşullarından ötürü sık sık İslam’ı öven konuşmalar yapmıştır. 15 Haziran 1919 tarihinde Irak Şeyhülmeşayihi Paşa mektubunda şöyle der: “Bütün İslam dünyasının iki gözbebeği olan Türk ve Arap milletlerinin dağınıklık yüzünden ayrı ayrı zaafa uğraması, Muhammed Ümmeti için şanlı bir halde buna karşı el ele vererek Muhammed Ümmetinin hürriyet ve bağımsızlığı uğrunda mücadele etmek bizler için Allah’ın emridir.” [18]
Townshend’in görüşmeler sonunda edindiği ve İngiliz Dışişlerine de aktaracağı izlenim tam anlamıyla Gazi Paşa’nın Londra’yı tehdididir: “Eğer Yunanlar Türk topraklarını boşaltmazsa, Mustafa Kemal Hindistan, Afganistan, Irak, Filistin, Mısır ve benzer İslam ülkelerinde korkunç bir cihad başlatabilir.”İngiliz Dışişleri Bakanlığı belgelerinde bile General Townshend’in Türk milliyetçilerini ziyaretinin Kemalistler adına büyük başarı olduğu ifade edilmektedir. [19]
Hindistan Kral Naibinden Hindistan İşleri Bakanlığına tel, 11.9.1922. “Türk zaferi, İslam dünyasında şiddetli yankılar yapacak ve Hindistan’da güçlüklerimizi artıracaktır. Hindistan bakımından Majesteleri Hükümetinin amacı eski Türk-İngiliz dostluğunu diriltmek olmalıdır. O zaman Hindistan Müslümanları yatışacak, Afganistan sınırındaki güçlüğümüz azalacak; Türkiye, Rusya’dan ayrılmış olacaktır. Türklerin zaferlerinin meyvelerini ellerinden almaya kalkışmak ise İslam dünyasında fırtına koparacaktır.” [20]
Doğu dünyasının o dönemde sömürge olan Müslüman toplumları ve onların önderleri Türk Kurtuluş Savaşı’na; “İslâmın Hıristiyanlığa, Doğu’nun Batı’ya, Asya’nın Avrupa’ya ve Kemalist Türkiye’nin emperyalist İngiltere’ye karşı kazandığı en büyük zafer” olarak bakmışlardır. [21]
“Türk zaferi üzerine İslam dünyası baştan başa bayram ediyor. Fransa bunun tehlikeli sonuçlarına katlanamaz. İngiltere bilmeli ki Fransa, Yunanistan’ın yanında savaşmaya hiçbir zaman razı olmayacaktır.” [22]
Sefir Sultan Ahmed’den Büyük Millet Meclisi Reisi Mücahid! ve Başkumandanı Alisi Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine ve Büyük Millet Meclisi Alisine: Paşa Hazretleri! Sizin en samimi ve en hakiki kardeşleriniz olan biz Afgan Müslümanları daima sizin sürururunuzla mesrur, kederlerinizle elemnakiz. (sevincinizle sevinir, üzüntünüzle üzülürüz) {Yaşasınlar, sedaları, alkışlar). Sizin zaferiniz bizim zaferimizdir. Sizin saadetiniz bizim saadetimizdir. Hakkın yükselmesi için cihat meydanlarında isarı hun eden {cömertçe kanlarını veren) İslam mücahitlerini Cenabı Hak mutlaka fevz ve zafere mazhar kılacaktır. (İnşallah sesleri). Hakka nusret edenlerin en büyük zahiri hallakı kerimdir. Siz Türkiye Müslümanları ki bütün İslam aleminin kurretülaynısınız (göz nurusunuz), sizler inşallah ilelebet İslamın alemdarı (bayraktarı), vahdet ve uhuvveti İslamiyenin merkezi nevvarı {aydın merkezi) olacaksınız. (Alkışlar}. Siz nasıl isterseniz bakınız, lakin bütün Müslüman milletleri ve bilhassa Afgan milleti daima sizi kurretülaynı telakki ediyor. (Alkışlar). Ve pişdarı İslam tanıyor. Cenabı Hak bu büyük şerefi bu muazzam milletin fedakarlığına mukabele/en ihsan buyurmuştur. Siz kurtulacak, zafer ve saadete nail olacaksınız ve sizinle beraber bütün Müslüman milletleri, bütün mazlum milletler ha las bulacaktır. Davamız haktır. Binaenaleyh zafere vusul de hakkımızdır. [23]
Afganistan Elçisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına da aşağıdaki coşkulu kutlama yazısını gönderdi. “Sevgili kardeşler! …gazanız, zaferiniz mübarek olsun!” dedi. Yazı, 13 Eylül günü Mecliste okundu ve alkışlandı. Aynen şudur: Türkiye Büyük Millet Meclisi Alisine Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: (…) Bu öyle ilahi bir zaferdir ki, yeryüzünde hiçbir millete nasip olma mıştır. Dünyada hiçbir fazilet, hiçbir imtiyaz yoktur ki, sizin payenize erişebilsin. Yüzlerce milyonluk koca bir İslam alemi sizin hamaset ve şe hametinizin meftunudur (sizin kahramanlık ve yiğitliğinize vurgundur) [24]
Atatürk İslam dünyasına az ya da çok kendi çağdaşlaşma düşüncelerini ve modelini anlatmak için her türlü araçtan yararlanmaya çalışmıştır. İslam dünyasının içinde bulunduğu konjonktürden dolayı bu propagandanın boyutlarını, birkaç istisna dışında, izleme şansımız yoktur. Ancak Atatürk’ün temel beklentisi: İslam dünyasının kendi yolunu izleyeceğine yöneliktir. Atatürk’ün İslam dünyası için ne anlam ifade ettiği konusunda ilk somut göstergeleri Atatürk’ün ölümü üzerine İslam dünyasından gelen tepkilerde görmekteyiz. Birkaç istisna dışında Doğu ve İslam dünyası büyük bir kahramanını ve liderini kaybettiğinin bilincindedir. [25]
Atatürk, 27 Mart 1933’te de şöyle demişti: “Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. (…) Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.” [26]
Atatürk’ün, 21/22 Aralık 1937 tarihinde Karpiç Lokantasında Suriye Vekili Cemil Mardam ve Adil Arslan ile Suriye’nin bağımsızlığı ve Fransızlar’ı uyardığı konuşmayı aktarmakta yarar vardır. (…) Bizim, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir mevcudiyetten asla korkusu olmadığı içindir ki, ben bu sözleri böyle açıkça söylüyorum; ve çok arzu ederim ki, makul vaziyet sahibi olan Suriyeli kardeşlerimizin hakkını müdafaa edenler de en aşağı bu kadar cesur olsunlar. En nihayet, insanlık aleminde insanım diyen Fransızların, bu yüksek davayı tanımamak için ileri sürecekleri mazeretlerin çok kıymetsiz olacağı anlaşılmaktadır. Bizim düşündüğümüz ve Suriyelilere düşünmeyi tavsiye ettiğim husus, Fransızların da lehindedir. Fransızlar ne istiyorlar? Benim şahsen gördüğüme göre, onların bin bir derdi, belası ve halli lazım gelen bin bir meselesi vardır. Onlar için akıllıca hareket şu olmaz mı ki, bir taraftan Türkleri dost olarak tanıdıklarını söylerlerken, ki bunda samimi olmalarını temenni ederim, diğer taraftan da dostlarımızın hakkını versinler? Eğer Fransızlar bu hususta birtakım hayali ve kaprisi yol yollara saparlarsa, korkarım ki, netice aleyhlerine olur. Bu hususta arkadaşlarımı, Suriye arkadaşlarımı teşvik etmek istemem. Fakat ben, Kemal Atatürk, söylüyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti Fransa’ya bütün bu düşüncelerinin makus olacağını gösterecektir. Bu cevap yerinde maddi ve yerinde manevi olacaktır. Çok temenni ederim ki, Fransa hükümeti bunu takdir etsin. O kadar. Bunları bugün söylüyorum, onları yarın açıkça deklare etmek için söylüyorum. Fransızlar akıllarını başlarına alsınlar. Benim için diplomasi meçhuldür. Benim için realite vardır. Bu olacak mı? Olmayacak mı? Benim makul olarak söylediğim şey olmalıdır. Çünkü ben makul olmayan bir şeyi hayatımda asla düşünmedim. Dünyanın, insanlığın, hakiki lojik gördüğü bir şeyi, herhangi bir millet olursa olsun, birtakım makul olmayan ve alçak ve adi menfaatlar peşinde koşarak onu yapmamaya girişirse, ben, kuvvet kullanmadan onların mağlup olacağına eminim. Şimdi, somut olarak, belki hiç temas etmediğiniz ve etmeye lüzum görmediğiniz Hatay meselesi vardır. Hatay meselesi şahsım için yeni bir mesele değildir. Arkadaşlarım beni mazur görsünler. Mösyö Franklin Bouillon ile çok uzun görüştükten sonra, ben birtakım özel şartlar ile Hatay’ı bıraktım. Bırakmayabilirdim. Fakat bıraktım. İki şey için bıraktım. Bunu açıkça söyleyeyim. Bir kere Suriye mevcudiyetini az çok kuvvetli bir hale koymak için. İkincisi; bir gün Türkiye ve Suriye birbirini anlayacaklardır, bir gün makus hareketler ortadan kalkacaktır, biz Suriyelilerle kolaylıkla anlaşırız diye bıraktım. Ondan sonra karşılaştığımız vaziyetlere, biz ve Suriyeliler şahit olduk. Bunun üzerine zannederim ki, Başvekil ile konuşulmuştur. Daha fazla görüşmeye lüzum yoktur. Fransızlar, Hatay’da Alevilik meselesini ortaya attılar. Aleviler Türktür. Bilmem Ekselans Başvekil ne düşünüyorlar. Alevi aleve tapan demektir. Onlar eski Türklerdir. Ateşperest Türklerdir. En nihayet lisan, Arapça, Türkçe vesaire, bir ırkın ayırt edici vasfı değildir. Kendilerine soracağım. Acaba bütün Suriyeliler hangi ırktandır? Arapça konuşmalarına rağmen. Belki aynı ırktanız. Tabii. Ben bu nokta üzerinde durmayacağım. Fakat batıdan bir millet gelecek, bunu tayin edecek. Bu benim hoşuma gitmiyor. Çok kıymetli dostlarımız Fransızlara ben açıkça söylediğim gibi siz de açıkça söyleyebilirsiniz: Bu işte onları hakem tayin etmeyeceğim. Bizi karşı karşıya bıraksınlar. Biz anlaşırız. Bu takdirde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriye devlet, millet ve Başvekili’yle yapacağı hareket, dostluk ve kardeşlik olacaktır. Bunu ben bütün dün yaya açıkça söylüyorum. Dostlarımız da açıkça söylesinler. Fransızlar bir şey yapamazlar, enerjinizi kullanmak şartıyla. Ben bunu somut olarak söylüyorum ve icabında da fiilen gösterecek vaziyetteyim. Fransızlar eğer şüphe ediyorlarsa bunu tecrübe edebilirler. Yapamam! Hepimiz Müslümanız. Yemin ederim ki, namusum üzerine söylerim ki, bırakmam! Çok temenni ederim ki, Fransız hükümeti aklını başına top lasın Namusum üzerine söylüyorum, bırakmam. Kendileri bilirler. Fakat daima Türkiye Cumhuriyeti’nin arzu ettiği şey, Suriye’nin bağımsız bir İslam devleti olmasıdır. İsterlerse Suriyeliler bizimle dost olurlar veyahut olmazlar. Bu onların bileceği bir şeydir. Fakat, her halde bağımsız bir Suriye İslam devleti kurulmalıdır. Fakat Fransızlar bunu istemiyorlar. Suriye’yi kıskıvrak ellerine almak istiyorlar. Bu, sizin enerjinize kalmış bir iştir. Eğer Suriyeliler isterlerse ben bunu yapacağım. Fransızlar bizimle ve Suriyelilerle dost olursa, tabii daha iyi olur. Fransızlar Suriyelileri adam yapmak istiyorlarmış. Fakat evvela kendileri adam olsunlar. Suriyeliler zeki, modem ve nazik insanlardır. Fransızların terbiyesine ihtiyaçları yoktur. Suriyeliler böyle düşünmelidirler. [27]
21 Kasım 1938 Tarihli Cumhuriyet gazetesine şu manşet atıldı: Atamızın ölümüne ağlayan Filistin O, yalnız sizin değil, fakat aynı zamanda bizim de babamızdı. [28]
“Müslüman Filistinliler, tıpkı Atatürk’ün Türkiye için söylemiş olduğu gibi “Millî hudutlar içinde millî istiklal” istiyorlar.” [29]
“Filistin Hareketi, Türkiye’de Atatürk’ün eliyle idare edilmiş olan İstiklâl Mücadelesi’nin ruh itibarıyla aynen kopyası halinde cereyan ediyor.” [30]
The Guardian, tüm dünyada Atatürk’ün anısına saygı duyulduğunu ve çok sayıda devlet adamının Atatürk’ün cenaze törenine katılacağını belirtmiştir. Habere göre İngiltere kralı bir taziye mesajı yayınlamış, ayrıca kralın törende temsil edilmesi kararlaştırılmıştır. Haberin devamında Sovyet Başbakan Vyacheslav Molotov, Fransa Cumhurbaşkanı Albert Lebrun, Almanya Cumhurbaşkanı Adolf Hitler, Avustralya Başbakanı Joseph Lyons, Yunanistan Başbakanı Ioannis Metaxas ve İran Şahı Rıza Pehlevi’nin taziye mesajı yayınladıkları belirtilmiştir. Haberde ayrıca İran Şahı Rıza Pehlevi’nin emriyle Atatürk’ün anısına İran’da bayrakların yarıya indirildiği, Bombay’daki Müslüman halka ait işyerlerinin Atatürk’ün anısına saygı amacıyla kapalı tutulduğu vurgulanmıştır. Haberin sonunda, Sovyet gazetelerinin Atatürk’ün ölümüne geniş yer verdikleri, Atatürk’ün anti-Alman politikasına karşılık Sovyet dostu bir siyaset takip ettiğinin Sovyet gazetelerinde özellikle vurgulandığı belirtilmiştir Ayrıca Daily Herald’in bir haberinde Atatürk’ün anısına saygı amacıyla İngiliz başkanlık sarayının bayrağının yarıya indirildiği belirtilmiştir. [31]
Pakistan Devletinin kurucusu Muhammed Ali Cinnah “18 Kasım 1938 gününün bütün Hindistan’da Kemâl Günü olarak anılmasını ister.” “İslamın en büyük evlâdından biri” diye vasıflandırdığı Atatürk’ün kaybından dolayı Hindistan Müslümanlarının en derin üzüntülerinin dile getirilmesi için toplantılar düzenlemesi çağrısında bulunur. [32]
18 Kasım günü, bütün Hindistan’da “Kemal Günü” olarak anıldı. Bütün Müslüman dükkanları, okulları ve kamu kuruluşları, Rahmetli Cumhurbaşkanı’na ve Türk halkına saygı gösterisi olarak kapatıldı. Yalnız Müslüman halk değil, Hinduların da büyük çoğunluğu aşırı sempati gösterdiler. [33]
Asya ve Afrika halkları Atatürk’ün yalnız Türkiye’nin Lideri olarak değil, aynı zamanda “Doğunun Kahramanı” olarakta benimsemişler, bağırlarına basmışlardır. O’nu kendi liderleri gibi görmüşlerdir. Doğunun İslam kitleleri gözünde Atatürk, “İslam’ın Kahramanı” olarak sevip sayıyorlardı. Atatürk, bir meşaleydi, bir ışıltı, yol göstericiydi, önderdi, liderdi, liderlerin lideriydi. [34]
Atatürk’ün ölümüyle İslam dünyasının uğradığı büyük kayba pek üzülmüş olan Maurice adası Müslümanları Cuma Camiine toplanmışlar ve Türk milletine hararetli sempatilerini sunmaktadırlar. [35]
Hindistan’da Atatürk’ün ölümüne en çok Müslümanlar üzülmüş gibi görünüyordu. [36]
M.Ali Cinnah: “O’nun şahsında, yalnız İslâm âlemi değil, bütün dünya, tarih boyunca yaşamış en büyük insanlardan birini kaybetti.” Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti yalnız kendi bağımsızlığını kurtarmakla kalmadı; bütün İslâm dünyasının ve ezilen ulusların kurtuluş yolunu gösterdi. Bununla da kalmadı; dogmaların esiri olmuş, geri kalmış toplumlara aklın, çağdaş ilmin ışığında yükselip ilerlemenin yollarını gösterdi. [37]
Yusuf Hikmet Bayur şunları söylemiştir: “Sömürge durumundan kurtulmak ve bağımsızlığa kavuşmak isteyen ülkelerde bulunan Mücahitlerin Atatürk’ü önder bilmeleri, onun yolunu tutmaları da açıkça belirtir ki İslam dininin gerçek gerekliklerini o görmüş ve uygulamıştır.”[38] (…)“Hiç şüphesiz Atatürk son yüzyılların en büyük İslâm önderi ve kurtarıcısıdır.” [39]
Falih Rıfkı Atay şunları söylemiştir: “Atatürk, Türkiye’yişanlandırmış, Türkiye bir Müslümanlar yurdu olduğu için de İslam dünyasına çerağ (meşale) tutmuştur. Bu çerağın ışığında yüzleri gözleri aydınlanmış olanlardan öç almaya ne hakkımız var? Mustafa Kemal, vaktiyle o kadar parlayan yıldızı söndüğünden beri, İslam tarihinin gördüğü en büyük Müslümandır. [40] “Vatanı, milleti ve laisizmi ile dini kurtaran Atatürk nice devirlerin en büyük Müslümanıydı… Atatürk devrinde ne namaza, ne oruca dokunulmuştur. Camiler daima açıktır. [41] (…) Yirminci yüzyılın dine hizmet eden en büyük Müslümanı odur. [42]
“Mısır’dan Hindistan’a kadar bütün İslam diyarında, köylüler O’nu Allah’ın sevgilisi, din adamları imanın kılıcı, siyaset adamları Doğunun devrimcisi diye andılar.” [43]
Atatürk, Medeni Bilgiler kitabında Türkiye Cumhuriyetini Müslüman bir ülke olarak tanıtır.
Latin ülkelerinde, kadınlık hakkında devam eden bu görüş artık bugünkü toplumların ahlaki ve ekonomik durumlarına uymamaktadır. İslam ülkelerinden bahsetmiyorum; sebebi Türkiye Cumhuriyeti’nden başka, dünya yüzünde ya tam anlamıyla bağımsız Müslüman devlet yoktur, ya da var olanlarda tam anlamıyla demokrasi yoktur. [44]
Birazda barış hakkında konuşalım.
Atatürk, 1921-1938 arasında dünyadaki 56 bağımsız ülkenin 37’sinde diplomatik temsilcilik açmakla beraber 40’ıyla da dostluk antlaşması imzalamıştır. Atatürk bu sürede bu 56 bağımsız ülkenin başına geçen 115 devlet başkanının tamamıyla temas kurmuştur. [45]
Atatürk, her zaman barıştan yana bir Liderdir. Savaşın zaruriyet dışında yapılmasına karşıdır ve katliam olarak görmüştür. ve“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh…” demiştir. [46]
Mustafa Kemal Paşa, 3 Ocak 1921’de şöyle demişti: “Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve perişan edecektir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal hale mazhar olacaktır.” [47]
Mustafa Kemal Paşa, 16 Mart 1923’te şöyle diyor: “Behemehâl, şu ve bu sebepler için milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Hakiki kanaatim şudur: Ben milleti harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım. ‘Öldüreceğiz’ diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’ diye harbe girebiliriz. Lakin, hayatı millet tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir.” [48]
Atatürk, 17 Mart 1937’de şöyle demişti: “En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.” [49]
Konuşmamı bitirirken, çok değerli merhum Yaşar Nabi’nin Bosna’da görüştüğü seksen yaşlarında bir din adamından naklettiği şu sözleri hatırlatmak istiyorum: “Hiç bir din adamı İslâmlığa Mustafa Kemal kadar hizmet etmemiştir.” [50]
Kaynakça:
[1] Halil İnalcık, Milli Mücadele Tarihi, 7.Baskı, İstanbul, 2023, s. 80.
[2] Burhan Asaf (Belge), “Faşizm ve Türk Millî Kurtuluş Hareketi”, Kadro Dergisi, Cilt: I, Sayı: 8, Ağustos 1932, s. 36-39.
[3] Anıl Çeçen, 100 Soruda Kemalizm, 8.Basım, Ankara, 2009, s. 102.
[4] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, 4. Baskı, Ankara 1989, s. 44.
[5] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Cilt 4, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1996, s. 181.
[6] Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kronik Yayınları, 1.Basım, İstanbul, 2020, s. 24.
[7] Halil İnalcık, a.g.e., s. 25.
[8] Metin Hülagü, İslam Birliği ve Mustafa Kemal, Timaş Yayınları, 1.Basım, İstanbul, 2008, s. 8.
[9] Ertürk Özel’in yazısı için bknz. https://mustafakemalim.com/islamin-kilici/
[10] Zeki Velidi Togan, Hatıralar, 4.Basım, Ankara, 2019, s. 449.
[11] Halil İnalcık, a.g.e., s. 27.
[12] Mim Kemal Oke, Hilafet Hareketleri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1991, s. 70.
[13]Atatürk, Nutuk, İstanbul, 2002, s. 572.
[14] Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Cilt: 2, Ankara, 1994, s. 349.
[15] François Georgeon, “Kemalizm ve İslam Dünyası(1919-1938): Bazı İşaret Taşları”, Kemalizm ve İslam Dünyası (ed. İskender Gökalp- François Georgeon), İstanbul: Arba, 1990, s. 28.
[16] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 8, s. 117; Chicago Daily Tribüne, 4 Mayıs 1920, s. 3.; ASD, c. III, s.15.
[17] Halil İnalcık, a.g.e., s. 29.
[18] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 2, S. 378.; Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, T.C. Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi: 45, Ankara, 1995, s. 73
[19] Selim Erdoğan, Büyük Taarruz, Kronik Yayınları, 7.Baskı, İstanbul, Ekim 2023, s. 187.
[20] Bilal N. Şimşir, Lozan Günlüğü, Bilgi Yayınevi, 2.Basım, Ankara, Aralık 2012, s. 31.
[21] Salâhi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Cilt: II, Ankara 1986, s. 269.
[22] B.N.Şimşir, İngiliz Belgelerinde, 4.C, s.CXIX/493’den naklen Turgut Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi Kitabevi, s. 513.
[23] Bilal N. Şimşir, Atatürk ve Afganistan, TTK Yayınları, Ankara, 2019, s. 82.
[24] Bilal N. Şimşir, a.g.e., s. 110-111.
[25] Celal Metin, Atatürk ve İslam Dünyası, Ankara, 2004, s. 463.
[26] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 26, s. 144.
[27] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 30, s. 120-121-122.
[28] Cumhuriyet, 21 Kasım 1938, s. 5
[29] Cumhuriyet, 21 Kasım 1938, s. 5
[30] Cumhuriyet, 21 Kasım 1938, s. 5
[31] Mekki Uludağ, İngiliz Basınında Atatürk’ün Hastalığı, Ölümü ve Reformları, Gazi Türkiyat, 33: s. 114.
[32] Bilâl N. Şimşir, Doğunun Kahramanı Atatürk, Bilgi Yayınevi, 2.Basım, 2015, s. 378-379.
[33] Bilâl N. Şimşir, Atatürk’ün Hastalığı, Belleten, Cilt: 52, 1988, p. 1435.
[34] Bilâl N. Şimşir, Doğunun Kahramanı Atatürk, Bilgi Yayınevi, 2.Basım, 2015, s. 382.
[35] Bilâl N. Şimşir, a.g.e., s. 426.
[36] Bilâl N. Şimşir, a.g.e., s. 379.
[37] Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk ve Atatürkçülük Dizisi: 4, Türkiye Cumhuriyeti’nin Temel İlkelerinden Laiklik, TTK Basımevi, Ankara, 1987, s. 9.
[38] Yusuf Hikmet Bayur, Atatürk Hayatı ve Eseri, Cilt: 1, Güven Basımevi, Ankara, 10 Kasım 1963, s. 351.
[39] Yusuf Hikmet Bayur, a.g.e., s. 352.
[40] Falih Rıfkı Atay, Niçin Kurtulmamak?, Pozitif Yayınları, Eylül 2023, s. 45.
[41] Falih Rıfkı Atay, Atatürkçülük Nedir?, İstanbul, 2009, s. 25.
[42] Falih Rıfkı Atay, Kurtuluş, Pozitif Yayınevi, 3.Basım, İstanbul, 2023, s. 158.
[43] Selahaddin Çiller, Atatürk İçin Diyorlar ki, s. 95, Cumhuriyet, 5 Ağustos 1935, s. 1-5. (Not: Buradaki Allah’ın sevgilisi ibaresi aşırıya kaçmış olabilir. Bu sözleri de Fransız Gazeteci Marcel Sauvage kullanmıştır.)
[44] Mustafa Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 2010, s. 128.
[45] Bilal Şimşir, Cumhuriyetin Barışçı Dış Politikası Üzerine, Cumhuriyet Kazanımları, s. 81-92.
[46] Hâkimiyet-i Milliye, 29 Birinciteşrin 1933, s. 74; Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 25, s. 119-158; Hakimiyeti Milliye, 21 Nisan 1931, s.1; Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 367-368.
[47] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 12, s. 200-201.
[48] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 15, s. 215.
[49] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt: 29, s. 167.
[50] Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk ve Atatürkçülük Dizisi: 4, Türkiye Cumhuriyeti’nin Temel İlkelerinden Laiklik, TTK Basımevi, Ankara, 1987, s. 9.
Yazan: Talha
İnstagram : https://www.instagram.com/kemalist.talha/